Lüks gündemini meşgul etmek için yarışan markalardan akan haberlerde şu sıralar öne çıkan temalardan biri mirası yaşatmak. Moda, tıpkı sanatta olduğu gibi, sihirli değneğinin dokunduğu seçili isimlere ölümsüzlük bahşediyor, geride bıraktıkları hoş sedanın nesiller boyunca yeniden ve yeniden duyulmasına imkan sağlıyor. Örneğin yakın geçmişte vefat eden efsane İtalyan tasarımcı Giorgio Armani’nin hayatını anlatan filmi Ferzan Özpetek’in yönetecek olması, ne büyük gurur... Diğer bir özlenen dahi olan Karl Lagerfeld’in ismi ise adını taşıyan markanın tasarımlarında yaşamakla kalmıyor, Amsterdam’da açılan ilk café’siyle güçlenerek yankılanıyor. Tarihin ve ekonominin yönünü değiştiren Coco Chanel, Yves Saint Laurent ya da Alexander McQueen gibi yetenekler adeta “sahnede” öldüler. Peki, bile isteye modayı terk edenler, işini zirvede bırakanlar hiç mi yok?

Gucci’yi hayata döndüren ve kendi adını taşıyan markasıyla güneş gözlüğünden parfüme, eksiksiz bir stil sunan Tom Ford, artık sadece yönetmenlik kariyerine odaklı ve şimdilerde Anne Rice’ın ‘Cry To Heavens’ romanını beyazperdeye uyarlamakla meşgul. Dries Van Noten ise kumaş ve desenlere fısıldama kabiliyetiyle moda dünyasındaki özel yerinden geçtiğimiz yıl vazgeçti ve tahtını devrederek sahneden ayrıldı. Kendisi bu yıl Venedik’te açtığı müzede aynı zamanda küratörlük görevini de üstlenerek, ‘The Only Protest is Beauty’ adlı sergide yaratıcı dünyasını şimdilerde dışa vuruyor. Yolu bienal için Kanallar Şehri’ne düşecek olanlar Ekim ayına dek görebilirler.
Sanat, elbette ki moda tasarımcılarına ilham kaynağı olduktan sonra doğal olarak yöneldikleri bir alan. 1990’lara damga vuran Helmut Lang, Jenny Holzer ve Louise Bourgeois gibi ustalarla işbirliği yaptıktan sonra kendisi tuvalin arkasına geçip sergiler açtı. Gizemli tasarımcı Martin Margiela, markasını 2008 yılında OTB lüks ürün grubuna devretmesiyle resim ve heykel medyumlarında üretime geçti. Uzun yıllar Dior’da kreatif direktörlük görevini üstlenen Kris Van Assche ise bu yıl Milano Tasarım Haftası’nda seramik çalışmalarını tanıttı. Günümüzde Burberry diye hâlâ bir marka varsa eğer, adeta varlığını borçlu olduğu Christopher Bailey ise 1851 kuruluşlu tarihi İngiliz seramik markası Burleigh Pottery’yi satın aldığını duyurdu. Sanat ve zanaat, duyarlı moda yetenekleri için, emekliliklerinde sığındıkları ama yaratıcılıklarını sergileyebildikleri güvenli birer koy oldular.

Target ile işbirliğine hazırlanan Isaac Mizrahi ve Gap’in kreatif direktörlüğüne soyunan Zac Posen gibi, modanın kaymak tabakasından kayarak ulaşılabilir markalara dokunuşlarını bahşeden ve altın çağlarını geride bırakmasına rağmen üretkenlikleriyle sahneden ayrılmayı reddeden isimler bir yana, bir de günahları af olan ve sürpriz dönüş yapan özel isimler var. Cinsel taciz suçlamaları ardından ortadan kaybolan Alexander Wang, yeniden MET Gala kırmızı halısında bu yıl belirdi ancak başka hiç kimse John Galliano gibi destansı bir dönüşe imza atamadı. Dior’un kreatif direktörlüğünde tüm endüstrinin hayranlık duyduğu dönemde, kendisi aslında bağımlılık sorunlarıyla mücadele etmekteydi. Paris’te bir cafe’de yaptığı anti-semitik yorumların ifşa olması büyük bir skandala ve kovulmasına yol açtı. İzini kaybettirdi derken samimi özür dilediği ve tedavi olduğunu açıkladığı röportajlar verdi ve işte, 2014-2024 yılları arasında Maison Margiela için tasarımlarıyla yeniden sevenleriyle buluştu. Ve son olarak… Galliano’nun Zara için bir koleksiyon hazırlayacağı ve Eylül 2026’da görücüye çıkacağı haberi üzerinden çok geçmeden, önümüzdeki yıl MET Kostüm Enstitüsü’nün yıllık sergisinde Galliano’yu onurlandıracağı paylaşıldı.

Şimdi akıllarda tek bir soru var: Zara gibi ‘hızlı moda’ kategorisinin baş kahramanı olan ve sürdürülebilirlik kriterlerinden uzak bir marka, en prestijli moda müzesinin sergisine sponsor mu olacak? Moda, tasarımcıların kimi zaman kendilerini buldukları kimi zaman da kendilerini kaybettikleri, ama her daim küllerinden doğabildikleri, kapsayıcı, kabullenici ve rengarenk bir çeşit ‘ana kucağı’ gibi. Ama geçtiğimiz on yıl boyunca belki de en konuşulan sürdürülebilirlik çıkmazı konu olduğunda, moda kapitalist doğası gereği bu tekstil deviyle el sıkışsa dahi, moda izleyicileri olarak bizler bunu nasıl karşılayacağız? Moda endüstrisi affetse dahi, bizler konu doğa olduğunda bu iş birliğini affedebilecek miyiz? Vicdanımızla baş başayız.