Nasıl bir serüvendeyiz ki bazen bu serüvenin kendisini unutabiliyoruz? Güttüğümüz amaçları nasıl elde ediyoruz, nasıl peşlerinden koşuyoruz? Arzuladıklarımızı doğamız gereği mi yoksa bize empoze edilenlerden dolayı mı arzuluyoruz? Belki de doğamız gereği arzuladıklarımızı bizlere empoze edilenler ile dolambaçlanan bu yolda yitiriyor ve bilinçaltımızda hedeflerimizi modifiye ediyoruz. Akıl, ruh ve bedenin sessiz ahengi ve dengesinden kopuyoruzdur ki bu dengeyi yeniden hedeflemeyi öğretmeyi amaçlayan veya hedefleten bilgi kaynaklarını arıyoruz. Bu kaynakları ise zaten optimalden uzaklaşmış benliğimizle hayatımıza entegre etmeye çalışırken, at gözlüğü takmış ve hatta sakat misali, kendimizi ya geçici bir düzen ya da bizleri eski düzenimize itecek yeni problemlerle avutuyoruz.

Olmak istediğimiz şey için bir bilmecenin erişimimize girebilen kimi kısmını çözmeye gayret ediyoruz ve genellikle çözüme varamıyoruz. Saflıktan uzaklaşmak zorunda olduğumuzdan dolayı saf çözümler kayıtsızlık ve izole edici yaklaşımlar gerektiriyor ki, bu da sosyeteden kopuşa itiyor. An, seçim ve sonuç döngüsünün önemsizleşmesine alışmak toplumun parçalarına bakışımızı ve gidişatımızı değiştiriyor. Makul veya motive edici bir söz, yazı, tecrübe veya içeriğin etkisi git gide daha da uçucu hale geliyor ve köklü değişimin limitli sayıdaki yetkilileri zayıf kalmış zihnin savaşamayacağı sağlık faktörleri ve dış etmenler haline gelmiş oluyor. Belki de, gerçekten efor sarfedilen kompleks empati süreçleri ile başlangıç ve sonucu birbirine bağlayan, toprağa gömülü ipi ortaya çıkarma uğraşından ziyade sonucu içselleştirmeyi başarmak bizlere daha uygun bir çözüm sunabilir. Lakin bu durum da içinde bulunduğumuz dünya ve içimizde bulunan dünyanın korkunç uyumu ile asi zıtlığı arasında gerçek kabul ettiğimiz diyarda hangi etkileri doğurur bilmek güç. Bu bağlamda, farklı etmenler selinden bazı nedenlerden ötürü bir karar ile çıkmak, çıkabilmek ve ardından amaç gütmek, olmak veya benzemek istediğimizin özelliklerini yansıtmak adımlarında her yönden sorguladığımız ikilemler peşimizi bırakmayarak bizleri günümüz insanı kılıyor.