Hayatta kalmak için gerekli olanı yapmak ve bunun için evrilmek doğanın yadsınamaz sistemlerinden biri olarak görüldüğünde yeryüzünün vurdumduymaz acımasızlığı gün yüzüne çıkıyor, beşerî ve içgüdüsel doğruluk sorgusu ise sallantılı bir dönemece girmiş oluyor. Bizlere en yakın, vücudumuza dahil parçaların geldiği halin zayıflığından ötürü pençesiz, dişsiz kalmışlığın karşılığını ancak dış dünya üzerinde, üstün görünen aklımız yordamıyla, uyguladığımız teknikler vasıtasıyla alabilme durumu, farklı avantaj ve dezavantajları beraberinde getirirken aynı zamanda değişen ihtiyaçlara teknik farklılaşmalarla yanıt vermemizi sağlamış kabul edilebilir.
Mekanik avantaj ve levye mantığı insanlarca kim bilir ne kadar farklı alanda ve zamanda kullanılmıştır, ancak avcılık ve silah başlıkları altında en erken göze çarpan ve yaygınlığı ile öne çıkan “atlatl”, teknik, enerji ve zaman yatırımıyla insana diğer canlılara karşı bir üstünlük sunabilen aletlerden biridir. Bugünkü adı Orta Amerika’da Azteklerce konuşulan “Nahuatl” dilinden gelen atlatl, bir nevi mızrak fırlatma aracıdır. Genellikle tahtadan olan bir tutucu alt parçanın üzerine fırlatılacak mızrağın uygun biçimde yerleştirilmesi sayesinde atış esnasında insan koluna fazladan bir dirsek ekler biçimde betimlenebilecek atlatl, dünyanın pek çok yerinde rastlanmış olan bir silahtır ve anlatılara göre İspanyolların Orta Amerika’yı ele geçirdiği dönemde bile bölgenin yerli halkı tarafından yer yer kullanılmaktadır.
Ancak atlatl ne kadar yaygın ve verimli bir alet olsa da pek çok medeniyet bir noktada ok ve yay kullanımına geçiş yapmıştır ve bu, atlatlı bazı açılardan gölgede bırakmıştır. Özellikle konu Kuzey Amerika olduğunda, Bering üzerinden 20 bini aşkın yıl önce geçen insanların göç, yerleşim ve yaşam serüvenleri ile buzul coğrafyası ve bölgedeki canlı türleri ele alındığında tarihleme yapmak ve kesin sonuçlara ulaşmak çoğu yönden bir hayli zorludur.
Yakın zamanda ABD’den araştırmacılar öncülüğünde gerçekleştirilen bir araştırma, Kuzey Amerika’daki farklı yerlerden toplanmış 136 silah kalıntısını ve bunlardan elde edilmiş radyokarbon tarihlemelerini kullanarak ilginç sonuçlara ulaştı. Organik materyallerden oluşan alet ve silahların zamana yenik düşmelerinden dolayı iyi korumuş örneklere erişilmesi oldukça nadir olan bu bölgede tarihleme, genellikle ok ya da mızrak uçlarının boyut ve tip gibi ölçütlerine dayalı mantıklı tahminler ile yapılmaktaydı. İçindekileri bazı yönlerden koruyabilmiş mağara ve buzullardan elde edilen, rastlanması oldukça zor olan bu örneklerde silahların uçlarındaki taşlar değil, gövde kısımları incelendi ve elde edilen sonuçlar ok ve yay kullanımının önceki tahminlere göre konumlandırıldığı 10 bin yıl öncesi civarından çok daha yeniye, yani 1400 yıl öncesine dayandığı ortaya çıkarıldı. İncelenen silah örnekleri günümüzden 9-10 bin yıl öncesine tarihlenen birçok atlatl benzeri ürün içerse de ok ve yay örnekleri sadece 1400 yıl öncesinde var olmaya başlıyor. Enteresan olan ise güney bölgelerde ok ve yayın hızlı bir şekilde atlatlın yerini neredeyse tamamen alması ve buna karşılık kuzey bölgelerde iki tür silahın bin yıl kadar beraber kullanılmış olması.
Bu tarihleme, Kuzey Amerika’ya geçiş yapan insanların Megafauna’nın yani belirli dönemlerde yaşamış devasa hayvanların ortadan kalkışını takip eder biçimde atlatl gibi daha büyük, mızrak boyutlarında objeler fırlatan silahlardan ok ve yay gibi nişan alma kapasitesi daha fazla olan, belirli bir sürede daha fazla atış yapabilen silahlara geçiş yaptığı fikrini çürütebilir. Ok ve yayın ortaya çıkışının, örneklerin bulunduğu noktalar arasında kısa sürede yayılmış olduğu fikri ve tarihlemeler araştırmacıların kullandığı gelişmiş istatistiksel modellerce de desteklendi ve aniden ortaya çıkmış gibi görünen bu teknolojiyi tetikleyenin ne olduğu konusunu iyice ilgi uyandıracak hale getirdi.
Bu yeni araştırma, ok ve yayın Amerika’da oldukça geç bir dönemde kullanıma girmiş olduğunu gösterse de organik materyallerden oluşan bu objelerin daha erken dönemlerden olan örneklerinin günümüze ulaşmamış olabileceğini ve elimizde çoğunlukla, farklı çevresel faktörlerce zamana karşı korunmuş örnekler olduğunu unutmamalıyız. Dünya genelinde kutuplara yaklaştıkça daha zor avlanma şartları ile karşılaşıldığı ve bu yüzden bu bölgelerdeki avcıların daha geniş bir malzeme yelpazesine ihtiyaç duyduğu konseptinin, incelediğimiz araştırmadaki kuzey bölgelerinde atlatlın ok ve yayla uzun süre beraber kullanımına uyuyor olması ve ulaşılan somut tarihlemeler birçok önemli soruya yanıt verse de Kuzey Amerika’daki silah kullanımının gizemlerini tamamen aydınlığa kavuşturmuyor.