Gözle gördüğümüz, tanıklık ettiğimiz şeylerin değerini ya da anlamını bazen kavrayamayabiliyoruz. Vaktinde değerlendirmek, değerini çok geç olmadan anlamak gibi kavramları hem sosyal ilişkilerde hem de bilimsel mecralarda birbirini yansıtan bir nitelikte yorumlamak mümkün. Elindeki fırsatı değerlendirmek, değerlendirememek, bu fırsatı kaçırmak ya da fırsatın varlığını sonradan idrak etmek ve bunun üzerine kafa yormak, insan ruhunun temas ettiği alanlarda benliğimizin yankılanışıyla gündeme gelen durumlar olarak görülebilir. Hata veya pişmanlık olarak görülende takılıp kalınabilir veya bunlar incelenerek çıkarımlar yapılabilir, sonsuz bir etki-tepki sarmalında sadelik ve karmaşa arasında kalmayı kolay kılan insani durumlar aynı zamanda, olmuş olana olanak tanımışlığın götürülerini de anlamaya çalışmanın kapısını açtığında dengeli bir cevapsızlık ortaya çıkar.

Bu yaklaşım ışığında, yakın zamanda yayımlanan ve tarih öncesi sanata dair ince detaylara ışık tutan bir araştırmayı incelemek bizlere ilginç bir perspektif sunabilir. Fransa’nın Güney batısında, ancak kadim bir coğrafyanın merkezinde yer alan Font-de-Gaume Mağarası, içinde bulunduğu Dordogne Bölgesi’nin şöhretli Lascaux Mağarası yüzünden biraz daha gölgede kalmıştır. Günümüzden yaklaşık 17 bin ile 12 bin yıl öncesinde bu bölgede aktif olduğu tahmin edilen, buzul çağının etkilerinin tamamen kaybolmasıyla dağılan ve pek çok sanat eseri ve teknolojik girişimle ilişkilendirilen Magdaleniyen kültürü, mağara duvarlarındaki çarpıcı resimleriyle ünlüdür. Font-de-Gaume Mağarası, pek çok tarihi alan için de geçerli olduğu gibi, bölgesel halk tarafından bilinmesine rağmen ancak çevredeki diğer arkeolojik alanlar ve değerlerden kısa süre önce haberdar olmuş bir yerli tarafından 20. Yüzyıl’ın başlarında fark edilmiştir. Pek çok çalışma gerçekleştirilmiş olsa da, birçok diğer duvar resmi örneğinde kullanılan boyanın mineral bazlı oksitler oluşu durumu bugüne kadar Font-de-Gaume için de geçerli sayılmaktaydı. CNRS (Centre National de la Recherche Scientifique) öncülüğünde yürütülen yeni bir çalışma, duvar resimlerine zarar vermeyecek modern teknikler kullanarak pigmentlerin içeriğindeki maddeleri analiz etti ve içlerinde kömür kalıntıları bulunduğunu ortaya çıkardı. Temel bileşini karbon olan kömür, Karbon-14 Metodu ile tarihleme yapmayı mümkün kıldı ve az miktarda alınabilen örneklere rağmen somut sonuçlar elde edildi. Bu sayede elde edilen tarihlemeler, mağaradaki farklı çizimler için bağımsız zaman aralıkları ortaya koydu ve çizimlerin farklı tarihlerde birçok kez rötuşlanmış olduğunu gösterdi. Kömür izlerinin çizimlerdeki hatları takip edişi gibi detayları da inceleyen araştırmacılar, bunun kaynağının yakın zamanlardaki bir vandalizm olmadığını da belirtti.

Gören gözün kavraması, bazı şeylerin ancak değer verecek vasfı olanlarca görülebilmesi, saklı kalmışı arama arzusuyla normlara karşı yeni yaklaşımlar üretme çabası temalarını sezdiğimiz bu süreçte elde edilen bulgular, stilistik sanat tarihlemesinin doğurabildiği hata payının miktarını gözler önüne sererken, çevredeki ve dünyadaki benzer alanlarda da kullanılabilecek bazı teknikleri de sahneye çıkardı. Rötuş ve yeniden çizim izleri arasında çok uzun zaman dilimlerine rastlanan figürler oluşu ise bölgedeki ilk yerleşim ve ardından gelen kültürel süreç hakkında yanıtlanmayı bekleyen pek çok soruyu ucu açık bıraktı.