Üstünlük, hakimiyet, otorite ve egemenlik topluluk oluşturan birçok canlı türünde gözlemlenen doğal bir sistemin parçaları. Fiziki kapasite, zekâ, psikolojik ve bazen ruhani üstünlük ile daha fazla kaynağa ulaşmak, daha fazla olanağa ve seçime sahip olabilmek, üstünlük kuranların artabilen sorumluluklarının karşılığı sayılabilirken, sorumluluk olarak belirlenen şey sadece üstünlük kurulanlara karşı yerine getirilmesi gereken görevler olmayıp içsel yükümlülükler de olabilir. Çevresindekilerden daha fazla imkana erişmeyi yine çevresindekilerin kabulüyle başarmış olan canlı, onu yücelten veya yüceltmek zorunda kalanlardan farklı iç koşullara ve yeni konseptlere maruz kalabilir ki, bu bir o kadar gizemli ve bir o kadar da basit durum olarak görülebilir. Egemenlik kurma kavramı bazen en ilkel ve yaygın özelliklere özümsenebilse de çok yönlü insan doğası ve teknik ilerlemeler, farklı anlayışların bu konu üzerindeki etkilerini insan toplulukları bağlamında incelemeyi değerli ve ilginç kılabiliyor. Toplumda “kim daha çok dinlenir?” sorusu vesilesiyle bir araştırmaya başlamak, sadece modern çağın arayışını değil aynı zamanda doğamızın gizemlerini de yanıtlayabilir. Bu durum, aynı zamanda en büyük tehlike sarmallarını doğurabilen “vasıflı ve düşünülmüş yargı olmandan değer verme ve inanma” konseptine de ışık tutabilir.
Nature Communications’ta yakın zamanda yayımlanan bir çalışma, avcı-toplayıcı dönemden bugüne kadar uzanmış olan bir eğilimin, araştırmacıların tabiriyle “prestij psikolojisinin” yani insanların saygın kabul ettiği kişileri daha çok dinlemesinin, bir grup içinde yüksek miktarda etki eşitsizlikler yaratabildiğini öne sürüyor. Araştırmacılara göre insanlar, taklit etmek veya bir şey öğrenmek istedikleri kişileri genellikle “en iyi bilgiyi” bulma arzusuyla ya da “en garantili bilgiye kolayca ulaşma” amacıyla, başkalarının da hâlihazırda saygı duyduğu kişiler arasından bir bakıma gönüllü olarak seçiyor. Buna örnek olarak bir konuda iyi olduğunu, farklı durumlar çerçevesinde kanıtlamış bir bireyin aksiyonlarının diğer bireylerce feyz alınmasını verebiliriz. Bahsettiğimiz örnek, insan toplumlarında birçok farklı sonuca ulaşan senaryoların ve sosyal yaşam sebeplerinin önemli bir noktasına işaret eder. Örnek alınan kişi, vasıflarından farklı gelirler elde edebilir, diğer bireyler ve dolayısıyla toplum bu kişiden öğrenerek genel bir ilerleme kaydedilebilir veya bu kişi taşlanıp dışlanabilir: zanaat, ticaret ve sosyal manipülasyon kavramları perspektifinden basit görülebilecek ancak oldukça ilginç durumlar bu şekilde var olur. Buradaki denge noktası, üstünlük kuran veya örnek gösterilen kişinin, ortak amaç güdenlerce sentetik olarak üretilmesi ve zayıf insan doğasının otomatik olarak bu değerli ve önemli gösterilen kişiye doğru kayması örüntüsü ile, ya da başlangıç koşulu ne olursa olsun artık herhangi bir gerçek değer sağlamayan, ancak hala örnek veya “doğru” olduğu “kabul edilenlerin” toplumun yeni bireylerine sürü psikolojisi benzeri bir açıdan direk olarak enjekte edilmesiyle kayabilir.
Araştırmacılar üç farklı metot ile ortaya çıkan kanıtları birleştiriyor: Modellemeler prestij temelli öğrenmenin etkiyi topluluktaki birkaç kişide toplayabileceğini gösteriyor, deneyler insanlarda ‘prestij duyarlılığı’ olarak betimlenebilecek ölçülebilir bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor ve evrimsel simülasyonlar ise bu eğilimin öngörülenlerle uyumlu olduğunu ve geçmişte bir fayda sağladığı için evrimleşerek bugüne ulaşmış olabileceği fikrini destekliyor. Bu bakış açısı, zaten çalkantılı olan ve daha önceki bazı yazılarımda da bahsetmiş olduğum “ilk insanlar tamamen eşitlikçiydi, hiyerarşi tarımla başladı” fikrini yeniden tartışmaya açıyor. Prestij, doğal yatkınlık veya tecrübe kaynaklı ustalık ile üstünlük sergilenen becerilere bağlanabilirken, tarihte lonca ustalarının ya da saygın âlimlerin etrafında oluşan dinleyici kitlelerin oluşum mantığı da buna benzer sayılır. Bilgi ve başarı, doğal bir çekim alanı oluşturur ve bu alanın diğer kutbunda ise temel hayatta kalma ve savaşma kapsamındaki soy devamlılığını sağlayan vasıflardan gelen güç ve otorite yer alır.
Bu araştırma genişleyen, teknik gelişmelere maruz kalan ve dinamik bir ruh ile alışılagelene uyma gibi özellikleri barındıran insanoğlunun beceriyi doğrudan ölçemediği zaman “herkes bu kişiyi takip ediyor” parametresinin ağır basmasının yanlış kişileri de yüceltebileceğini gözler önüne seren sonuçları ortaya çıkarıyor. Çalışma, insan doğası ve toplumun işleyişine dair pek çok önemli detaya değinirken aynı zamanda günümüz dünyasının, çıkar ilişkilerinin ve hatta sosyal medya mecrasının ve bu mecradaki “influencer” ekonomisinin bir istisna değil; muhtemelen çok eski bir insan eğiliminin güncel bir yansıması olduğunu veriler ile göstermiş oluyor.