Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Oscar Ödül Töreni’nde kazanan ve kaybedenler kadar konuşulan hiç şüphesiz kırmızı halı görünümleri, hatta hem erkek hem de kadın yıldızların taşıdıkları mücevher tasarımları oldu. Başarılı aktris Rose Byrne’e eşlik eden 22.58 karatlık armut kesim konyak renk elmaslı minimal kolye, 30 yıldır kişiye özel mücevher tasarımlar hazırlayan New York’lu James Taffin de Givenchy imzalıydı ve diğer dev markaları gölgede bıraktı. Ender sarı pırlantaların yer aldığı bir kolye taşıyan Gwyneth Paltrow’dan 22 karatlık bir elmasla süslü broşun ceketinin yakasına yerleştiği Channing Tatum’a, Amerikan Tiffany & Co. gecedeki sayısız tasarımın ardında olan öncü markaydı. Bunlar ve diğer göz kamaştırıcı parçalar arasında dikkat çeken ise Bvlgari’nin son high jewellery koleksiyonunu bu özel gecede lanse edişi oldu. Priyanka Chopra ve Anne Hathaway’in siluetlerini tamamlayan çarpıcı zanaat harikaları, İtalyan ustanın özel bir davette ayrıca sunacak olduğu yeni ‘Eclettica’ serisinden önizlemelerdi. Oscar’lardan birkaç gün sonra New York’ta gerçekleşen Gem Awards ise çağdaş çizgisiyle yükselen yetenek Ana Khouri’yi En İyi High Jewellery Tasarımcısı olarak taçlandırdı. Los Angeles’tan New York’a, uluslararası mücevher çalışmalarının Amerika kıtasında zirve yapması akıllara şu soruyu getirdi; mücevherin kalbi nerede atıyor?

Mücevher İhracatçı­ları Birliği Başkan Yardımcısı Ayhan Güner, dünyayı meşgul eden savaş gündeminin Türkiye mücevher sektörü için bir fırsat oluşturabileceğini belirtmişti. Güner, özellikle Körfez Ülkeleri’nde tıkanan ticaretin topraklarımıza çekilebileceğine inanıyordu, ancak % 20’lilk ÖTV kararı gibi tehdit unsurlarının ve alım-satım kotaları gibi engellerin kaldırılması, kuyumcuların daha sıkı ve detaylı denetlenmesi gerekiyordu. Mücevher ticareti kadar zanaatının da merkezi olan Hindistan ise benzer uygulamalara rağmen zorlu bir süreçten geçiyor. Surat Mücevher Borsası, Rus elmaslarına uygulanan yasaklar, zirve yapan altın fiyatları ve alım gücü düşen Çin pazarıyla büyük bir darbe aldı ve ABD Başkanı Trump’ın yeni gümrük tarifeleriyle sektör neredeyse durma noktasına geldi. Ancak dünyanın ilginç köşelerinde farklı gelişmeler de oluyor; elmas ticaretinin en eski limanlarından olan Antwerp’te mücevher ticareti son üç yılda yarı yarıya inerken, oradan çok da uzakta olmayan Maastricht şehri mücevher için son yıllarda özel bir platforma dönüşmüş durumda. 36.defa Maastricht’te gerçekleşen TEFAF Avrupa Güzel Sanatlar Fuarı’nda özel antika parça ve objeler, Pissaro’dan Baselitz’e ustaların sanat eserleriyle beraber sergilenen mücevherler gittikçe daha ön plana çıkıyor ve yeni alıcılarıyla bu etkinlikte buluşuyor. Çağdaş mücevherin binlerce yıllık eserlerle yan yana sergilenmesi, ona ‘koleksiyonerlik’ bir sanat değeri katıyor ve Hollanda’nın bu küçük kenti Paris’in yüksek mücevherin merkezi oluşuna meydan okuyor. Almanya’dan Hemmerle, Umba safirleriyle tarihi Japon seramiklerini buluşturduğu küpeler gibi özgün ve kusursuz işleri, Hindistan’dan Choudhary Ailesi’nin 10. jenerasyon üyesinin mücevher geleneğini sürdürdüğü Santi Jewels ise Babür mimarisinden izler taşıyan etnik dokulu çalışmalarıyla TEFAF’ın sadık katılımcıları arasında bu yıl yer alıyor. Kurumsal statüdeki böylesi niş markalar kadar yeni yetenekler de bu prestijli etkinlikte boy gösteriyor; tıpkı doğa ilhamları koleksiyonlarına organik bir duruş ve tutku katan Brezilyalı Fernando Jorge, çarpıcı renkli değerli taşlar ve sürpriz formları buluşturan Londra merkezli Cora Sheibani ve Antik Mısır’dan modern mimariye uzanan referansları somutlaştıran genç isim Dries Criel gibi. Paris’te yılda iki defa gerçekleşen Haute Couture Moda Haftası ile eş zamanlı düzenlenen yüksek mücevher günleri ise Temmuz ayında asıl zirvesini yaşarken, Ocak ayını kimi isimler pas geçiyor. Tıpkı 1940 ve 1960’ların dekoratif sanat akımlarından izler taşıyan çalışmalarıyla bu yıl TEFAF’a katılan Parizyen Van Cleef & Arpels’in yaptığı gibi.

Her ne kadar kırmızı halı konusunda Amerika öne çıksa da ya da Maastricht gibi iddialı rakipler yolunda belirse de Paris, saygın markaların bu sezon sergilediklerle işlerle bir kez daha mücevherde yaratıcı düşünce ve üretimin kalbinin hala kendisinde attığını kanıtlıyor. Boucheron’da kreatif direktör Claire Choisne, 1858 yılında markayı kuran Frédéric Boucheron’a saygı duruşunda bulunan bir koleksiyonla karşımıza çıkıyor ve merkezinde 10.01 karatlık bir elmasın yer aldığı kolye ve farklı kullanım imkanları sunan ‘dönüştürülebilir’ pırlantalı omuz mücevheri gibi dört özel parça sunuyor. Cartier ise ‘En Equilibre’ serisinin son üyelerinde grafik ve mimari çizgisini korurken, toplam 16.59 karatlık Madagaskar safirlerinin süslediği ‘Parcae’ kolyede olduğu gibi, etkileyiciliği yalınlıkla dışa vuruyor. Tanzanit, opal, safir ve her türlü değerli taşı taşkın bir dilde ele almayı seven Victoire de Castellane, Dior için yapımı 2.300 saat süren Soléil Céleste kolye gibi renkli, figüratif ve hayat dolu bir koleksiyon ortaya koyuyor. Londralı David Morris, imzası haline gelen pembe pırlantalar kadar 41.3 karatlık bir doğal incinin yerleştiği yüzükle konuşulurken, kraliyet ailelerinin taçlarında imzası olan 250 yıllık Chaumet, ‘Envol’ isimli kapsül serisinde mine işçiliği ve mücevher zanaatını buluşturuyor.

İşte, bu high jewellery tasarımlar, Hollywood yıldızlarına kırmızı halı gecelerinde ödünç veriliyor ve nadir ve kusursuz taşları ve uzman işçilikleri sayesinde, tıpkı tablolar ve antik heykeller gibi, müzeler ve müzayede evlerinin kasalarına yerleşiyorlar. Çok şanslı azınlığın sahibi olabildiği bu tasarımların dışında markalar günlük kullanıma yönelik hazırladıkları yenilikleri sunmayı da unutmuyorlar. Chaumet, merkezinde 10.96 karatlık bir mavi safirin yer aldığı taç bir tarafa, arı motifli ‘Bee’ serisinin yeni parçalarını Bryan Boy gibi influencer’lar ile işbirliği yaparak tanıtıyor, ya da bu yıl ikonik ‘Monogram’ motifi 130.yaşını kutlayan Louis Vuitton, ‘Color Blossom’ koleksiyonuna mavi sodalit taşını ekliyor ve hacimleriyle gelenekselin dışına çıkan, ışık oyunlarını mümkün kılan değerli parçalar ile çıkageliyor.

Uluslararası yüksek mücevher platformunda Türkiye’den bir isim şimdilerde yeni bir adımıyla konuşuluyor; Gilan, Osmanlı ve Anadolu motiflerini çalıştığı modern tasarımlarını şimdi Londra’daki The Peninsula Otel’de açtığı yeni butiğinde jet-set koleksiyoner ve mücevher severler ile buluşturuyor. Kapalı Çarşı ustalığı ve Türkiye’nin potansiyelini globalde kutlayacağımız böylesi nice örneklere.