Hasta bina sendromu, aynı kapalı mekanda zaman geçiren kişilerin, orada bulundukları süre içinde çeşitli sağlık sorunları yaşaması ve o mekandan ayrıldıktan kısa bir süre sonra bu şikayetlerin kaybolması durumudur. Bunun nedeni mekanlardaki iç ortam hava kalitesinin kötülüğüdür. Genellikle ofislerde görülür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yeni ya da yenilenmiş ofislerin % 30’unda ciddi iç hava kalitesi sorunları olduğunu ve bu binalarda çalışanların % 10 ila % 30’unun “Hasta Bina Sendromu”ndan etkilendiğini bildirmektedir.

Belirtiler nelerdir?

Hasta bina sendromu belirtileri kişiden kişiye değişir ve genellikle soğuk algınlığı ile karıştırılır. Ancak en ayırt edici özellik, bu şikayetlerin mekandan ayrılınca veya tatillerde kaybolmasıdır. En sık şikayetler:

Açıklanamayan baş ağrıları ve baş dönmesi.

Halsizlik ve odaklanma güçlüğü,

Göz, burun ve boğazda yanma veya kuruluk,

Ciltte kaşıntı veya döküntü,

Alerjik hastalıkların tetiklenmesi

Suçlu sadece klima mı?

Hasta bina sendromu denildiğinde akla ilk gelen suçlu genellikle bakımı yapılmamış klimalardır. Elbette klimalarda biriken bakteriler ve küf mantarları büyük bir risk faktörüdür. Ancak sorun sadece bundan ibaret değildir.

Modern ofis binaları, 'enerji tasarrufu' adına adeta sızdırmaz birer kavanoz gibi tasarlanmaktadır. Doğal havalandırmanın kesilmesiyle içerideki hava, dekorasyonda kullanılan boyalar, yapıştırıcılar, cilalar, köpükler, mobilyalar, temizlik malzemesi artıkları gibi maddelerden sızan uçucu organik bileşikler ve yüksek karbondioksit oranıyla "kimyasal bir kokteyle" dönüşür. Buna içerideki fotokopi makinası, yazıcı gibi cihazların yarattığı elektromanyetik kirlilik ve yetersiz aydınlatma da eklendiğinde mekan biyolojik bir hapishaneye dönüşür.

Ekonomik ve psikolojik maliyet

Hasta bina sendromu sadece fiziksel sağlığı etkilemekle kalmaz. Araştırmalar, iç hava kalitesi düşük olan ofislerde çalışanların bilişsel performansının % 10 - % 15 oranında düştüğünü göstermektedir. Genel motivasyon kaybı, hatalarda artış ve sık alınan hastalık izinleri, işverenler için ciddi bir ekonomik yük oluştururken; çalışanlar üzerinde sürekli bir tükenmişlik hissi yaratmaktadır.

Çözüm mümkün mü?

Binaları iyileştirmek ve sağlıklı hale getirmek imkansız değildir. Bu konudaki bireysel ve kurumsal bazı önlemler şunlardır:

Havalandırma denetimi: Mekana taze hava girişi mümkün olduğunca artırılmalıdır. Klima ve havalandırma sistemlerinin filtre bakımları ve değişimleri düzenli olarak yapılmalı, mümkünse HEPA filtre kullanılmalıdır. Yılda en az bir kez akredite kuruluşlarca iç hava kalitesi ölçümleri yapılmalı, ölçüm sonuçlarına göre gerekli önlemler alınmalıdır.

Nem ve ısı dengesi: İç mekan nem oranı % 40-60, sıcaklık ise 20-24°C aralığında sabitlenmelidir. Aşırı kuru hava mukozalarda tahrişe, aşırı nem ise küf oluşumuna yol açar.

Emisyon kontrolü: Duvarlarda düşük gaz salınımlı ve doğal içerikli boyalar kullanılmalıdır. Duvardan duvara sentetik halılar yerine yün ya da jüt halılar; mobilya olarak sunta, MDF yerine masif ahşap, bambu, rattan, metal (çelik/alüminyum) ürünler; leke tutmazlık işlemi görmüş sentetik kumaşlar yerine pamuklu, keten, yün gibi kumaşlar tercih edilmelidir. Plastik sandalyeler özellikle sıcak ortamlarda havaya zararlı gazlar salabilir. Plastik kullanılacaksa PVC içerenler yerine daha düşük emisyonlu Polipropilen (PP) ve Polietilen (PE) içerikli olanlar tercih edilmelidir. Yazıcı ve fotokopi makineleri gibi ozon salınımı yapan tüm cihazlar iyi havalandırılan ayrı bir odaya yerleştirilmelidir.

Aydınlatma: Titreşim yapmayan, gün ışığına yakın LED sistemleri kullanılmalı; göz yorgunluğu ve göz kamaşmasına meydan verilmemelidir.

Biyofilik dokunuş: NASA’nın yaptığı araştırmalarda, kapalı alanlardaki havayı temizlemede en etkili bitkilerin başında gelen paşa kılıcı, kurdele çiçeği ve salon sarmaşığı gibi yeşillikler ortama eklenebilir.

Temizlik protokolü: Toz tutan yüzeyler (halı, perde) yüksek vakumlu cihazlarla temizlenmeli, ağır kimyasal koku bırakan temizlik maddelerinden kaçınılmalıdır.

Mola kültürü: Ofiste çalışanların düzenli aralıklarla bina dışına çıkıp doğal ışık ve taze hava alması kurumsal bir kültür haline getirilmelidir.

İçinde yaşadığımız binalar bizi korumalı, hasta etmemelidir. Yukarıdaki önlemlerin uygulanması sadece sağlık yakınmalarını azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda bilişsel performansı ve genel yaşam kalitesini de artıracaktır.

Sağlıklı günler diliyorum.