Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda hikâye bitmez. Günlerce, hatta yıllarca içinizde yaşamaya devam eder. Nikolay Gogol'un Palto adlı eseri de benim için tam olarak böyle bir kitap.
İlk bakışta sıradan bir memurun hikâyesini anlatır. Akaki Akakiyeviç... Hayatı boyunca kimsenin dikkatini çekmeyen, küçük bir odada yaşayan, maaşı kıt kanaat yeten bir devlet memuru. Günlerini evrak kopyalayarak geçirir. Ne büyük hayalleri vardır ne de dünyayı değiştirecek planları. Tek isteği, eskiyen paltosunun yerine yenisini alabilmektir.
Aslında hikâyenin merkezinde bir palto değil, görülme arzusu vardır.
Akaki yeni paltosuna kavuştuğunda ilk kez insanların ona baktığını hisseder. İlk kez varlığı fark edilir. Oysa değişen Akaki değildir. Değişen sadece üzerindeki paltodur. İnsanların bir kişiye değil, çoğu zaman onun taşıdığı ünvana, kıyafete ya da güce değer verdiğini yüzümüze çarpan da tam olarak budur.
Bugün aradan neredeyse iki asır geçmiş olsa da Gogol'un anlattıkları hâlâ güncelliğini koruyor. Sosyal medyada, iş hayatında, hatta günlük ilişkilerimizde bile insanların çoğu zaman kim olduğumuzdan çok neye sahip olduğumuza baktığı bir çağda yaşıyoruz. Daha iyi bir telefon, daha gösterişli bir araba, daha büyük bir makam...
Belki de hepimiz fark edilmek için kendi paltolarımızın peşinden koşuyoruz.
Ancak kitabın beni en çok etkileyen yanı, Akaki'nin yalnızlığı oldu. Çünkü insan bazen kalabalıkların içinde de görünmez olabiliyor. Sesini duyuramadığında, derdini anlatamadığında, varlığının kimse için bir anlam taşımadığını düşündüğünde kendini Akaki kadar yalnız hissedebiliyor.
Gogol'un anlattığı şey yoksulluk değil yalnızca; insanın değersiz hissetmesi.
Belki bu yüzden Palto, yıllardır okunmaya devam ediyor. Çünkü her dönemde birileri görülmek, anlaşılmak ve değer görmek istiyor. Her dönemde birileri sessizce hayatını sürdürürken fark edilmeyi bekliyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda tek bir soru kaldı:
Bir insanı gerçekten değerli kılan şey üzerindeki palto mu, yoksa o paltonun içindeki hayat mı?
Sanırım cevabı hepimiz biliyoruz. Ama bazen hatırlamaya ihtiyacımız oluyor.