Türk sinemasının hafızasında bazı filmler vardır; kusurlarıyla değil, bıraktığı hisle yer eder. “Adile” de tam olarak öyle bir film olmuş. Belki bazı sahneleri eksik, belki bazı duygular daha derin anlatılabilirdi ama buna rağmen insanın içine işleyen sıcacık bir tarafı var. İzlerken bir biyografi filminden çok, eski bir aile albümünün sayfalarını karıştırıyormuş gibi hissediyorsunuz. Çünkü Adile Naşit sadece bir oyuncu değildi; çoğumuzun çocukluğunda sesiyle, kahkahasıyla, gözlerinin içindeki merhametle yer etmiş bir “ev insanıydı.”
Film boyunca en çok hissedilen şey nostalji. O eski Yeşilçam mahalleleri, sade sofralar, sıcak komşuluklar, çocuk kahkahaları… Bir noktadan sonra filmi izlemiyorsunuz da sanki çocukluğunuza uğrayıp geri dönüyorsunuz. Televizyonun karşısında ailecek geçirilen bayram akşamlarını, okul tatillerinde ezbere izlenen filmleri, Adile Naşit’in gülen yüzünü hatırlıyorsunuz. Bugünün hızlı, gürültülü ve yorucu dünyasında bu hissi verebilmek bile başlı başına kıymetli.
Elbette film kusursuz değil. Adile Naşit’in hayatındaki bazı kırılma anlarının daha derin işlenmesini isterdim. Özellikle onun iç dünyasına dair yer yer yüzeyde kalan sahneler vardı. Çünkü Adile Naşit’in yüzündeki o sıcak tebessümün ardında büyük acılar, kayıplar ve yalnızlıklar olduğunu biliyoruz. Film bazen bu duyguların kıyısına kadar gelip geri dönüyor. Tam içine girecekken başka bir sahneye geçiyor. İşte o yüzden biraz eksiklik hissi bırakıyor insanda.
Ama belki de filmin samimiyeti tam burada başlıyor. Çünkü “Adile”, büyük iddialar taşıyan, kusursuz olmaya çalışan bir yapım gibi durmuyor. Daha çok, sevdiğiniz birinin hikâyesini usulca anlatmaya çalışan sade bir film hissi veriyor. Seyirciyi ağlatmak için zorlamıyor, kahkaha için abartmıyor. Sessizce kalbinize dokunuyor.
Filmin ardından insanın içinde tuhaf bir özlem kalıyor. Sadece eski sinemaya değil; eski insanlara, eski ilişkilere, daha yavaş ve daha sıcak günlere dair bir özlem… Belki de bu yüzden film bittiğinde eksik kalan şey senaryo değil, artık geri gelmeyecek olan o duygular oluyor.
Ve sanırım “Adile” filminin en güçlü tarafı da tam olarak burada saklı. Kusurlu ama içten. Eksik ama sıcacık. Tıpkı çocukluk anıları gibi…