Bazı diziler vardır; bitirdiğinizde yalnızca karakterlerini değil, yaşadıkları dönemi de özlersiniz. Downton Abbey benim için tam olarak böyle bir yapım oldu.
İlk bakışta İngiliz aristokrasisinin ihtişamlı yaşamını anlatıyor gibi görünse de aslında savaşların, sınıf farklılıklarının, değişen dünyanın ve ayakta kalmaya çalışan insanların hikâyesini izliyoruz. Bir yanda görkemli yemek masaları, diğer yanda o masaları hazırlayan insanların görünmeyen hayatları... Belki de diziyi bu kadar özel yapan şey tam olarak bu denge.
Ancak beni en çok düşündüren karakterlerden biri, kuşkusuz Türk diplomat Kemal Pamuk oldu.
Diziyi izlemeyenler için büyük bir sürprizi bozmak istemem ama Kemal Pamuk, hikâyeye kısa süreliğine dâhil olmasına rağmen bütün dizinin gidişatını değiştiren isimlerden biri hâline geliyor. Bazen birkaç bölüm, onlarca sezonluk etkinin başlangıcı olabilir. İşte Kemal Pamuk da tam olarak böyle yazılmış bir karakter.
Fakat burada aklımı kurcalayan başka bir konu var.
Bir Türk karakter dünya çapında ses getiren bir yapımda yer alıyor ama onu canlandıran isim Türk değil. Elbette oyunculuk milliyetle ölçülmez. İyi oyuncu, iyi oyuncudur. Buna itirazım yok. Ancak söz konusu karakter belirgin şekilde Türk kimliği taşıyorsa, aksanı, mimikleri, kültürel kodları ve hatta beden diliyle bunu yansıtacak bir Türk oyuncunun tercih edilmesi bana çok daha anlamlı gelirdi.
Çünkü temsil meselesi sadece ekranda görünmek değildir. Kendini doğru biçimde görebilmektir.
Dünyanın birçok ülkesi artık kendi hikâyelerini anlatırken kendi oyuncularını ön plana çıkarıyor. Biz ise çoğu zaman uluslararası yapımlarda Türk karakterleri başka milletlerden oyuncuların yorumuyla izlemek zorunda kalıyoruz. Belki de bu yüzden Kemal Pamuk'u izlerken zaman zaman karakterden çok, karakterin "Türklüğünün" nasıl inşa edildiğine odaklandım.
Daha sahici olabilir miydi?
Bence evet.
Bugün düşündüğümde aklıma pek çok başarılı Türk oyuncu geliyor. İçlerinden biri bu role hayat verseydi, Kemal Pamuk yalnızca dizinin unutulmayan karakterlerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda bizim için de çok daha güçlü bir temsil örneğine dönüşebilirdi.
Yine de haksızlık etmek istemem.
Downton Abbey, karakter yazımı konusunda gerçekten çok başarılı bir yapım. Her karakterin bir kırılma noktası, her sessizliğin bir anlamı var. Kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü değil. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi.
Belki de bu yüzden yıllar geçmesine rağmen hâlâ konuşuluyor. Çünkü iyi yazılmış hikâyeler eskimiyor. Ama iyi hikâyeler anlatılırken, temsilin de en az senaryo kadar önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kemal Pamuk, dizinin en kısa görünen ama en uzun iz bırakan karakterlerinden biri oldu. Ben ise onu izlerken sürekli aynı şeyi düşündüm: Keşke bu hikâyenin Türk yüzü, gerçekten bir Türk oyuncunun yüzü olsaydı. Belki o zaman yalnızca bir karakteri değil, kendi kültürümüzü de biraz daha gururla izlerdik. Çünkü bazen bir rol, sadece bir rol değildir. Bir ülkenin dünyaya nasıl anlatıldığının da küçük ama güçlü bir parçasıdır.