Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki:
“Rabbinin huzuruna çıkmaktan korkan kimse için iki cennet vardır.”

Allah korkusu; sadece dilde kalan bir söz değil, yalnız kaldığında da Allah’ı unutmamak ve Allah’ı her an hatırlamaktır. Bu hakikati, bu gerçeği yani Allah korkusunu anlatan ibretli bir kıssa vardır, bu kıssadan bir hisse alalım.

Bir zamanlar bir hoca, talebeleri arasında bir öğrencisine diğerlerinden daha fazla ilgi gösterirdi. Diğer talebeler bu durumu görünce üzülürler ve hocalarına şöyle derler:

“Hocam, bu arkadaşımızı bizden daha çok seviyorsunuz. Bu arkadaşımızın bizden farkı yok. Bu arkadaşımız da bizimle beraber aynı derste.” derler.

Fakat o arkadaşlarıyla kendi aralarında bir fark vardır ama o farkı ayırt edemiyorlar. Şimdi bir ailede birkaç evladı olan anne ve babada da öyle olurken, evlatları arasında birini fazlaca sevebilirler. Mesela evladın birisi ana ve babasına daha çok bağlıdır, her hâliyle onların emirlerine tabidir…

Ama hocaları onlara kızmaz. Aksine talebelerine güzel bir ders vermek ister. Her bir talebesine birer kuş verir ve şöyle der:

Evlatlarım, “Gidin, hiçbir kimsenin sizi görmediği bir yerde bu kuşları kesin ve bana getirin.” der.

Talebeler sevinç içerisinde kendilerine verilen bu kuşları kesmek ve hocalarının emrini yerine getirmek için hiçbir kimsenin görmeyeceği yer ararlar ve çukur bir yer bulurlar ve kendilerine verilen kuşları kesip hocalarının emirlerini yerine getirdiklerini düşünerek bir süre sonra hepsi kuşu kesmiş olarak geri dönerler.

Ancak bir tanesi var ki, hocalarının kendilerinden daha çok sevdiği talebesi, kendisine verilen kuşu kesmeden hocasının huzuruna canlı kuşla gelir. Bunu gören arkadaşları derler ki: “Bakın, bir kuşu dahi kesemeden hocamızın emrini yerine getiremedi.” diye gülmeye başlarlar. “Bak, hocamız onu bizden daha çok seviyordu ama bir kuşu kesemedi.” diye gülüşürler.

İşte o esnada hocası tarafından sevilen talebe, elinde kesmediği kuş ile gelerek;

“Sayın hocam, çok özür dilerim, sizin verdiğiniz emri yerine getiremedim, beni bağışlayın.” der.

Hocası sorar:

“Peki evladım, neden kuşu kesmedin? Bak arkadaşların hepsi verilen vazifeyi yerine getirdiler.”

Talebe şu cevabı verir:

“Hocam, siz bu kuşları bize verirken şu şekilde söylemiştiniz. Dediniz ki; bu kuşları hiçbir kimsenin görmediği bir yer bulup kesiniz dediniz. Ama hocam, ben nereye gittiysem, hangi kuytu yere girdiysem Allah’ın beni gördüğünü düşündüm. Kimsenin görmediği bir yer bulamadım.” diye cevap verir.

İşte bunun üzerine hoca diğer talebelere dönerek der ki:

“İşte evlatlarım, ben bu arkadaşınızı bu yüzden daha çok seviyorum.” dedi.

İşte gerçek Allah korkusu budur. İnsanların değil, Allah’ın gördüğünü bilmektir. Her alanda, gizlide de olsa, yalnızken de olsa edebini koruyan, Allah’tan hakkıyla korkan kimse; yalnızken de “Allah var.” diyebilen kullardır, hakkıyla Allah’tan korkanlardır. İşte Yüce Rabbimiz bu kullar için, yani hakkıyla Allah’tan korkanlar, yani müttakiler için; “İki cennet vardır.” buyuruyor.

Rabbim bizleri, Allah’ı her an görüyormuş gibi yaşayan, huzuruna çıkacağının bilinciyle ömür süren kullarından eylesin.

Bir gece vaktiydi. Hz. Ömer (ra), mutadı olduğu üzere Medine sokaklarını gezmekteydi. Önünden geçmekte olduğu bir evden, bir ana ile kızının dışarıya kadar taşan tartışmasını gayri ihtiyari işitir. Ana ile kızı arasında şöyle bir konuşma geçer ve bu konuşma Halife Hz. Ömer’in (ra) dikkatini çeker ve orada biraz duraklar.

Ana, kızına der ki;

“Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!” dediğinde kızı şöyle der;

“Anacığım, Halife Hz. Ömer (ra) süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?” dedi.

“Aman kızım, Ömer nereden görecek ki?” diyerek kızının sözlerine sert çıkarak;

“Kızım, gecenin bu saatinde halifenin süte su kattığımızdan nereden haberi olacak?” deyince, ancak gönlü Allah korkusu ve sevgisi ile dipdiri olan kız, anasının süte su katma hilesini yine kabullenmedi:

“Anacığım! Halife Hz. Ömer görmüyor diyelim, peki seni, beni, Halife Hz. Ömer’i (ra) ve bütün kâinatı yoktan var eden, yaratan Allah da mı görmüyor? Bu hileyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen, hatta zifiri karanlıkta, simsiyah toprak içinde yaratmış olduğu küçücük siyah bir karıncayı gören Allah’tan gizlemek mümkün mü?” dedi.

Rabbani hakikatlerle dolu bir kalbe sahip olan bu nezih kızın, tertemiz içtenlikle bir Allah korkusu içinde annesine verdiği cevap, Halife Hz. Ömer’i (ra) son derece duygulandırmıştır. Mü’minlerin Emiri, onu sıradan bir sütçü kadının kızı değil, gönlündeki takvası, edebi ve hayası sebebiyle müstesna bir nasip bildi ve oğluna gelin olarak aldı. Bu temiz silsileden de Ömer bin Abdülaziz gibi bir evlat dünyaya geldi.

İşte gerçek manada Allah korkusu budur. Bu Allah korkusunu taşıyan kimseden asla ve asla başkalarına zarar gelmez.