Ege-Koop Danışma Kurulu’nun aylık olağan toplantısının Mart ayı konukları Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Gülsen Özkan ve Gazeteci- Konak Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkan Yardımcısı Güler Bilgen’di. Her ikisi de “8 Mart Kadın Hakları Günü” münasebetiyle Türkiye’de kadınların ne durumda olduklarına ilişkin birer sunum yaptı. Ortaya çıkan tablo hiç de iç açıcı değildi. Bu yüzden Güler Bilgen ‘8 Mart’ı kutlamayacağız’ dedi.
Öğrendik ki, kadınlarla ilgili ön yargılar, günümüzdeki ‘Eksik Etek’ tanımlamasıyla başlamıyor. Antik dönemde Platon da Aristotales de ‘Kadınlarda zeka’ yok’ deyip durmuş.
Yakın zaman sürecinde kadınlar, sadece bu ön yargılara karşı savaş vermekle kalmamış, şimdi örneklerine sıkça rastladığımız şiddet belasıyla yüz yüze hale gelmiştir. Her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor, darp ediliyor. Hem de babası, ağabeyi, sevgilisi, kocası tarafından. Yasalar engel olamıyor. Sadece geçen yıl Türkiye’de 391 kadın aynı kişiler tarafından katledildi.
Kadınlar, ‘İlle de İstanbul Sözleşmesi’ diyor.
Yeni öğrendim. Bir kadını darp eden hapse girdiğinde, aynı kadın, mahkemeye dilekçe verip ‘Darp edilmedim’ diyerek ifadesini değiştirmek istediğinde mahkeme bunu geçerli saymıyor. Baskı altında verildiğine kanaat edip reddediyor. Zaten bu tür ifade değişimlerinde baskı çok yaygın.
‘Kadın hakları’ tabiri de itici. Bu tabir, bir eksikliği ve o eksikliğin giderilmesine ilişkin çağrıyı çağrıştırıyor çünkü. Kadın ve erkek eşitliğinin tartışılmaz olduğu bir toplumun oluşturulması asıl hedef.
Bu hedef uğruna 15 yılını harcayan rahmetli Işılay Saygın’ı saygı ve özlemle anıyor, arıyoruz.
Ne yazık ki, bugün karar mekanizmasında yeni Işılay Saygın’lar yok.
Olmayınca da ‘kadın hakları özlemi’ hep olacak …

Bu fotoğrafı yorumlarken
Bu fotoğraf 1950 yılına ait. Türk basınının ve siyasetinin anıt isimlerinden biri olan Altan Öymen, öğrenim gördüğü Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki bir eyleme katıldığı gerekçesiyle sorgulanmak üzere karakola götürülüyor.
Fotoğrafta üç şey dikkat çekici. Altan Öymen gülümsüyor. Çünkü demokratik hak arayışı onun kanında var. Sorgulanacak, gözaltında tutulacak. Hepsi vız geliyor Altan Öymen’e. 10 kuruşa mal edip 5 kuruşa sattığı dergide Menderes’i fütursuzca eleştirmesi de işin cabası.
O yıllarda kazandığı deneyim, ona hem siyasette, hem de basın sektöründe çok şeyler katacak. Nitekim Öymen, ‘Öfkeli Yıllar’ adıyla 1950-55 yılları arasındaki dönemi anlatan kitabıyla bir Türkiye tablosu çizmiştir ve yazdığı diğer kitaplarının hepsi de tarihe not düşecek niteliktedir. ‘Çamurlaşmadan’ derler ya; hep böyle siyaset yapmış, hep bu zarafetiyle yazılar yazmıştır.
Fotoğrafın ikinci ilgi çekici yanı; dönemin polislerinin kış mevsiminde nasıl sıkı giyindikleridir. Kaşmirden yapıldığı belli olan paltoları içinde üşümek ne kelime belki de terliyorlardı. Bu da dönemin merkezi idaresinin, polisine verdiği önemi gösterir.
Bugün eğer Altan Öymen, yaşasaydı ve genç bir gazeteci olarak karakola götürülecek olsaydı, polisler tarafından kafası öne eğdirilecek, daha sanık haliyle bile suçlu muamelesi görecekti.
Bu farkı iyi yorumlamamız gerekir.
Yerinde bir uygulama
Tarihi zenginliği olan kentlerde korunma altına alınması gereken yapı stoku çok büyük. Bu yapılar, hem zamana yenik düşüyor, hem de Anıtlar Kurulu’nun katı kuralları yüzünden yeniden hayat bulamıyorlar, hem de mirasçılarının ekonomik ve hukuki durumları buna izin vermiyor.
Hükümet, bu gibi kentlerde çok işe yarayacak olan “Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü” kurulmasını kararlaştırdı. Bunlar, söz konusu yapıların bakımını yapacak, koruma altına alacak ve illegal işgallerden önleyecek.
Buca, Bornova başta olmak üzere İzmir metropolünün pek çok ilçesinde böyle bir sorun, bu vesileyle çözülmüş olacak.
İyi şeyler yapılınca çok seviniyoruz.