Başlangıçta bağımlılık denince akla alkol ve sigara bağımlılığı gelirdi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Yeşilay da bu iki bağımlılıkla mücadele konusunda donatılmıştı.
Yıllar ilerledikçe ve dünya değiştikçe bağımlılığın çeşitleri de arttı.
Madde bağımlılığı, kumar, teknoloji bağımlılığı, bu listede gün geldi, sigaranın da alkolün de önüne geçti.
Ama bir bağımlılık var ki; hep görmezden gelindi:
Dinsel bağımlılık.
Uzmanlar, bu bağımlılığı şöyle izah ediyor:
“Dinsel bağımlılık, sağlıklı inanç ve ibadet uygulamalarının ötesine geçerek, bireyin inancını sorgulama yeteneğini kaybettiği, hayatın sorumluluklarını reddettiği ve inanç sistemine ya da bir lidere körü körüne teslim olduğu patolojik bir durumdur.”
Böyle insanlarda şu davranışlar öne çıkıyor:
*Sorgulama yoksunluğu
*Sorumluluktan kaçma
*Takıntı ve zorlantı
*Sosyal izolasyon
Yiyorlar, içiyorlar ama hiç üretmiyorlar. Ekonomiye ve gayri safi milli hasılaya katkıları sıfır. Dünyevi değil uhrevi kimliklerini öne çıkarıyorlar.
Örnekleri para içinde yüzüyorlar.
Bu örnekleri çoğaltan neden yine o bağımlılığın yarattığı salgındır. Beyin yıkama, rahat bir yaşam, onların özünü oluşturuyor.
Cenneti garanti görüyorlar ve buna çevresindekileri de inandırıyorlar. Sahabelerin yaşadıkları yılları yaşamak istiyorlar.
Bunların baronları da ‘Şeyh’, ‘Mürşid’, ‘Pir’, ‘Efendi hazretleri’ gibi isimlerle anılır.
Devran da döner gider.
Bunama belirtilerinin güncellenmiş listesi
Bunama, tıpkı diş ve diz ağrısı gibi piyangosu tutanların kaçınamayacağı bir kader.
Eskiden ‘Bunamış’ der, geçerlerdi. Şimdi artık onun bir adı var: Alzheimer.
Alzheimer’in de bir başka modeli var. Onun da adı Demans.
Yine eskilere gidecek olursak, birine ‘Bunamış ‘ demek için basit kriterler vardı:
Evinin yolunu kaybetmek, annesinin, babasının, çoğu kere kendisinin adını bilememek, ‘Başbakan kim?’ diye sorulduğunda her seferinde ‘Süleyman Demirel ‘demek, kendi evinde yakınlarına ‘Hadi artık evimize gidelim’ diye seslenmek ‘Bunamış’ damgasını yemek için yeterliydi.
Günümüzde bu kriterler çok değişti. Demirel’in başbakanlığı güncelliğini hala koruyor olsa da listeye yenileri eklendi.
Uzmanlar, kendilerince bir liste oluşturmuş. Oradan aşırarak önemli olanlarını sunuyorum:
*65 yaş serbest toplu taşım kartı ile markette ödeme yapmaya kalkmak.
* Fermuarı kapatmayı unutmak.
*Yüksek sesle gazete okumak.
*İkide bir gençlik yıllarından bahsetmek.
*Film ve dizileri sahi sanıp ‘Bunlar nasıl insan böyle?’ diye tepki göstermek.
*(Kadınlar için) Makyaj yapmadan sokağa çıkmak.
*Büyük gürültülü anlarda ‘Umumi harp mi çıktı?’ diye telaşlanmak.
*Aynı soruları tekrarlamak.
*Cüzdanı buzdolabına koymak
*Cümleleri tamamlayamamak.
*Yaz mevsiminde kalın, kış mevsiminde ince giyinmek.
*Ekrandaki “Bazı kimselere inadına” sinirlenmemek.
*Hobi ve ilgi alanları oluşturmamak.
….
Liste uzayıp gidiyor.
Süleyman Demirel, hafızası çok güçlü bir liderdi. Eşi Nazmiye Hanım, demans hastalığına yakalanmıştı. O süreçte kendisine hep sordular:
“Hafızanızı güçlendirmek için çok okuyor ve çok bilmece mi çözüyorsunuz?” diye.
Cevabı çok kısa oldu:
“Ben çevremle çok ilgiliyim ama çok da okurum. Bulmaca çözeceğime ülkemin sorunlarını çözmek için çaba harcarım.”
Beklenen oldu
Hafiften esse de zaten böyle bir hava vardı.
Mutlak butlan olayı, CHP içinde Ekrem İmamoğlu muhalefetini iyice körükledi.
Parti Meclisi’nde ağırlığı olan İmamoğlu’nun, bu olaydan sonra geriye dönüşü olmayan bir tepki hücumuyla karşı karşıya kalacağı muhakkak.
Bu, Mansur Yavaş’ı öne çıkaran bir fırsat da olsa İmamoğlu ile ilgili bu ‘infaz’ kararı, partinin iç dinamiklerinde önemli arızalara yol açabilir.
İmamoğlu, altı oklu partinin bir simgesi olmuştu.
Bir mücadelenin de bayrağı.
Kına yakacaklara ithaf olunur.