Kiminin kendine özgü bir mimari yapısı vardı. Kimi, soğuk suyun aktığı bir borudan ibaretti.
Ama hepsi susuzluğumuzu gideren, yüzümüzü yıkadığımızda ferahlatan güzel birer vesileydi.
Kimi hayrat, kimi yerel yöneticilerin bir hizmetiydi.
Sokak çeşmeleri, yaşamımızın gözdesiydi uzun yıllar. Hele köy çeşmeleri… Dedikoduların, aşkların doyasıya sergilendiği buluşma noktalarıydı.
Bugün akmıyorlar. Onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde yerlerinde yeller esiyor.
Düşünün; Konak Meydanı’nda bir sokak çeşmesini… Çankaya Meydanı’nda, Kemeraltı’nda, Basmane’de… Hatta Fuar’da.
Ama yoklar… Konak Meydanı’nda vardı, yıkıldı. Fuar’da hemen her yerde vardı, şimdi yok.
Kana kana su içmeyi özlettiler bize. Osmanağa suyu, o yıllarda bedava idi ve İzmir’in her yeri bu suyun aktığı çeşmelerle doluydu.
Elhasıl; bir güzel geleneğimiz giderek tarih oluyor.
Nedeni çok, oraya girmeyelim.
Ama söyleyebileceğimiz bir şey var. O da çoğunu bizim kendi ellerimizle tahrip ettiğimizdir.
Osmanlıcayı özleyenler varsa eğer…
Harf devrimi, Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından birisidir. Bu devrim, Türk insanının yönünü Batıya çevirmiş, çağdaşlıkla tanıştırmıştır.
Latin harfleriyle eğitim, Osmanlıca ile eğitimden çok daha kolay olmuş ve Türkiye’de bu sayede okur yazar sayısı artmıştır.
Osmanlı özlemcilerinin, bu özlemleri hep lafta kalmıştır ve hiç biri Osmanlıcayı öğrenememiştir. Osmanlıca, versiyonlu bir dil olarak ünlenmiştir ve o dönemde Saray’ın kullandığı dil ayrıdır, aydınların ve yazarların kullandığı dil ayrıdır, halkın kullandığı Osmanlıca ise apayrıdır.
Özlemciler, Osmanlıca yazıların hat ve kaligrafik açıdan önemli bir malzeme sunduğunu söylerler ama daha ileriye gidemezler.
Fotoğrafta da görüldüğü gibi Osmanlıcada ‘Gül’, ‘Gel’ ve ‘Kel’ kelimelerinin yazımı aynıdır. Bugün böyle bir dilin kullanılması halinde ortaya çıkacak komiklikleri ve de olumsuzlukları tahmin etmek hiç de zor değildir.
Güzel Türkçemiz ve onun Latin harfleriyle yazılıyor olması, hepimiz için büyük bir nimettir ve bunu bize sunan Ulu Önder Atatürk’e hepimizin minnet borcu vardır.
Mezar ziyaretleri
Dini bayramların en önemli ritüellerinden biri kabir ziyaretleridir. Her ne kadar Merhum Yaşar Nuri Öztürk ‘Dinimizde kabir ziyareti diye bir şey yoktur’ demişse de bu ritüel, ‘İnsani’ ve ‘Vicdani’ bir vefa duygusu içerir. Bugün; mezar ziyaretine karşı söylemleri olan Öztürk’ün mezarı bile her gün sevenleri tarafından ziyaret ediliyor, kabrine çiçekler bırakılıyor.
Ancak, Türkiye’de ciddi bir mezarlık sorunu vardır ve artık mezarlıklar, ziyaret imkanı sunmayan bölgelere kurulmaktadır.
Böyle yerlere ulaşım hizmeti sunulmadığı gibi vatandaşın kendi aracıyla gitmesi bile zordur. Geçmiş bayramda bu eksikliği yaşayanların sayısı küçümsenemez.
Çözümü zor olan bu sorun, bu sayıyı giderek artıracaktır.