Yeni bir şey söylemiyorum. Her şey ortada. Bir dahaki Cumhurbaşkanlığı seçimi 14 Mayıs 2028’de. Bu seçimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden aday olamıyor. Yeniden aday olabilmesi için seçimin öne alınması lazım.

Seçimi öne almak, erken seçim anlamına gelmiyor. Bununla ilgili karar, tekniğine uygun biçimde alındığında Erdoğan açısından ortaya bir sorun çıkmıyor.

Geçenlerde bir haber uçuruldu:

“Erdoğan seçimin 2027’de yapılmasını istiyor” diye. Bu aslında bir taktik. Tutar mı tutmaz mı bilinmez. Ama son kamuoyu yoklamaları, az bir farkla da olsa CHP’yi birinci sırada gösteriyor. AK Parti bunun farkında ve “Seçim ekonomisi” geleneğine uyarak bu süreyi değerlendirmeyi planlıyor.

Aslında bu risk sadece AK Parti için değil. MHP de aynı potada. Bu partide ciddi bir muhalif grup var ve bu grup, partisinin oy kaybını giderme adına ciddi çalışmalar yapıyor. Bunun başında hukuksuzluğa karşı duruş sergilemek, Apo ile ilgili ‘saçmalıklara’ set çekmek, öze dönmek ve ‘Dokuz Işık’ ilkelerini korumak gibi geniş yelpazeli bir çalışma stratejisi yer alıyor.

CHP’nin içinde ‘Ekrem İmamoğlu’nda ısrar etmeme’ ilkesini savunanların sayısı ise az buz değil. Bu ısrarın, CHP’yi patinaj yapar hale getirdiğini savunan kesim, Mansur Yavaş’la ilgili bir kararın da netleşmesinden yana.

Özgür Özel, yurt mitinglerini biraz yavaşlattı. Şimdi güncel sorunlara değinen çıkışlar yaparak parti içindeki tereddütlere de son vermeyi amaçlıyor. İşi zor. Bir yanda Kemal Kılıçdaroğlu, diğer yanda AK Parti iktidarının baskıları. O da iyice bunalmış durumda.

Geçenlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil’i bir etkinlikte izledim. Tamaylıgil, kamuoyunda ‘CHP iktidara gelince hangi kadroyla ne iş yapacak?’ algısı oluşturmaya yönelik bir propaganda sürdürüldüğünü söyledi. Bu da önemli bir şey. Algı oluşturmada usta bir toplum yapımız olduğundan Özgür Özel, aday belirlerken bu hususu da dikkate almak zorunda.

Kısacası, üç seçenek var:

Normal seçim, erken seçim, öne alınan seçim.

Hangisi olacak, göreceğiz.

Kamu spotlarının önemi

Kadına şiddetin tavan yaptığı bir coğrafyada yaşıyoruz.

Önleyemiyoruz, azaltamıyoruz.

Devlet olarak yapabildiğimiz, suçlu olanı yakalamak ve cezalandırmak.

Oysa önlemeye ve azaltmaya yönelik bir takım projeler vardı. Bunlardan en önemlisi de; şiddet gören kadının, bunu çevresine iletmesi ile ilgili. Baş parmağını avucunun içine alıyor, kalan dört parmağıyla da bunun üstünü örtüp çevresindekilere gösteriyor.

Projenin bundan sonraki bölümü ise karşı tarafın sorumluluğu ve refleksi ile ilgili. O da hemen 112’yi arayacak ve emniyet güçlerini durumdan haberdar edecek.

Kaçımızın böyle bir uygulamadan haberi ve bilgisi var?

Yüzlerce televizyon kanalımız yayın yapıyor. Kamu spotu adı altında her birine belirli saatlerce yayınlama zorunluluğu getirterek toplumu bu konuda bilgilendirmek ve bilinçlendirmek mümkün. Bu işaretin beyinlerde yer alması halinde ve uygulama örnekleri de görüldüğünde ben kadına şiddet olaylarında belirli bir azalma görülebileceğini umuyorum.

Bu sadece kadına şiddetle sınırlı kalmamalı. Sigara ve madde bağımlılığı gibi konularda da kamu spotu uygulaması iyi sonuçlar verebilir.

Korkutucu tablo

Ceza mahkemelerinde 2 milyon 263 bin 928 dosya var. İcradaki dosya sayısı da 24 milyon 650 bin 580. Sadece bu Nisan ayında açılan icra dosyası sayısı ise 2 milyon 940 bin. Savcılıklardaki dosya rakamları da 5 milyon 909 bin 631. CİMER’e yapılan başvuru ise milyarı geçmiş durumda.

Biz hala, adalet çabuklaşsın, kararlar daha hızlı bir şekilde alınsın diye bekliyoruz.

Bu dehşet verici tablo daha da kötüleşme eğiliminde.

Hak-hukuk, bu tablonun yaşandığı bir ortamda zor aranır.

Önleyici tedbirler almanın tam zamanı. Yoksa ‘Bineriz alamete, gideriz kıyamete’