Gün geçmiyor ki, bir yanlış tedavi haberi ve bunun acı sonucunu okumayalım, duymayalım.

Tıp, diğer hiçbir mesleğe benzemez. İnsan hayatının temelinde icra edilen bu meslek, ihmal, para hırsı ve becerisizlik gibi olumsuz etkenleri asla kabullenmez.

Örnek o kadar çok ki…

Maalesef çoğu ölümle sonuçlanmış. Ölenin yakınları hak arıyor, adalet arıyor ama çoğunda bunlara ulaşamamanın acısını yaşıyor.

Yanlış teşhis ve tedavi ile ilgili Avrupa Birliği yasalarına uyum sürecinde önemli uygulamalar gündeme gelmişti ama öyle görülüyor ki, bunların çoğu hayata geçirilmiyor. Hak, adalet yerini bulmuyor. Ölen öldüğüyle, öldüren de öldürdüğüyle kalıyor.

Gelişmiş ülkelerde sırf bu yüzden gençler, riskli ameliyatlar grubuna giren branşlarda eğitim görmek istemiyor. Kalp, beyin cerrahisi, kanser başta olmak üzere benzeri alanlarda uzman sıkıntısı çeken ülkeler arasına Türkiye de katılmış durumda.

Temele inmeden bu sorun çözülemez. Bunun temeli, iyi bir eğitim ve hekimlere iyi bir yaşam ortamının sağlanmasıdır. Bu yaşam ortamına, çalışma ortamı da dahil edilmelidir.

Türkiye’de, ne yazık ki böyle bir ortamın özlemi var. Kadavra görmeden mezun olan, günde 50 hastaya bakan, aldığı maaş yetmeyen hekimlerimiz, elbette mesleklerini icra ederken olumsuz etkileneceklerdir.

İnsan hayatının temel alındığı bir anlayış, her türlü beklentinin üstünde olmalıdır.

İndirim safsatası

İndirim sözcüğünün ekonomi literatüründe kabul görmüş bir yeri yoktur.

İndirim, bir satış taktiğidir ve bizim gibi saflığı içine sindirmiş toplumlarda çok revaçtadır.

Hiçbir üretici veya satıcı, kazancından feragat edip bir ürünü satmaz, satmak istemez. Bu, onun fıtratına aykırıdır.

“Paraya sıkışan” örnekleri bu genellemeden ayrı tutuyoruz.

Yılın belirli aylarında, ki şimdilerde başlamış durumda; piyasada bir indirim furyası sunuluyor. Elbiseler, ayakkabılar yarı fiyatına satılıyor. Uyduruk bir rakamın yarısına sunulan bu satış taktiği insanları ciddi şekilde yanıltıyor ve ister istemez talep patlaması yaşanıyor.

Bazı mağazalar ise ‘Sürekli indirim ‘taktiğini uyguluyor. Onlar da parsayı topluyor.

Ticaret Bakanlığı’nın aslında lafta kalmış bir indirim politikası var ve ne yazık ki hiçbir işe yaramıyor.

Mantık ayaklar altına alınıyor, zaaflar fethediliyor, cüzdanlar boşaltılıyor.

Bizim maliyet, kar marjı, marka değeri gibi değerlendirme kıstaslarımız olmadığından piyasa, serbest olmanın keyfini çıkarıyor.

Işılay Saygın’ı anarken

Türkiye’nin yetiştirdiği ender kadın politikacılarından Işılay Saygın’ı ölümünün 7’nci yılında 27 Temmuz Pazartesi günü günü anıyoruz.

Işılay Saygın, sadece bir politikacı, sadece 26 yaşında seçilmiş bir belediye başkanı değil, devlet adabının tüm kurallarını içine sindirmiş, sonuçta hayatını hizmete adamış bir isimdi.

Onun bugün kadın politikacılarımızın çoğu tarafından örnek alınmaması üzücüdür. Ziyafeti, eğlenceyi, gezip tozmayı ‘hizmet’ diye sunan bu örnekler, ne yazık ki giderek çoğalıyor ve Işılay Saygın’a olan özlemi artırıyor…