Benim köşemi takip edenler bileceklerdir, yazılarımda daha çok, doğa, toprak, küresel ısınma, kuraklık, küresel iklim krizi, su ve tarım konularına daha çok ağırlık veririm. Bugün, zaman zaman yaptığım gibi klasik çizgim dışına çıkarak kıymetli meta altın ve ekonomi konusunu irdelemeye çalışacağım.
Eskiden düğün davetiyesi geldiğinde evde tatlı bir telaş başlardı. Ne giyilecek? Düğünlere gidilecek? Geline, damada ne takılacak? Şimdi, davetiye geldiğinde ilk soru başka: “Ne takacağız?” Çünkü altının fiyatı öyle bir noktaya geldi ki düğün davetiyesi bazı aileler için mutluluk haberinden önce yeni bir masraf anlamına geliyor.
İzmir'de düğün sezonunun en hareketli günlerini yaşıyoruz. Düğün salonları doluyor, nikâhlar kıyılıyor, gençler hayatlarını birleştiriyor. Ama madalyonun bir de kuyumcu vitrini önünde duran tarafı var.
21 Ağustos itibarıyla İzmir Kuyumcular Odası'nın tavsiye edilen fiyat listesinde yeni çeyrek altının satış fiyatı 11 bin 234 liraya ulaşmış durumda. Yeni yarım altın 22 bin 480 lira. Yeni ziynet altın 45 bin 532 lira.
Gram altının satış fiyatı ise an itibariyle 6 bin 982 lira. Rakamları alt alta koyunca düğün davetiyesi alan vatandaşın neden kara kara düşündüğünü anlamak zor değil.
Bir asgari ücretlinin cebine ayda 28 bin 75 lira giriyor.
Bir yeni çeyrek altın 11 bin 234 lira. Yani tek çeyrek altın, asgari ücretin yaklaşık yüzde 42'sini götürüyor. İki düğüne mi davetlisiniz? İki çeyrek altın 22 bin 468 lira. Asgari ücretten geriye 5 bin 607 lira kalıyor.
Bu insan o ay ne yiyecek? Kirasını nasıl ödeyecek? Elektriği, suyu, doğal gazı ne olacak? Çocuğunun okul masrafını ne yapacak? İşte düğün sezonunda vatandaşın önündeki gerçek hesap kitap bu şekilde. Bizim toplumumuzda düğüne eli boş gidilmez.
“Filancanın düğününde bize ne takmışlardı?” diye yıllar öncesinin hesabının tutulduğu evler vardır. Düğünlerde takılan altın yalnızca hediye değildir. Bir anlamda karşılıklı dayanışmadır.
Bugün ben senin çocuğuna takarım, yarın sen benim çocuğuma takarsın. Ama altının geldiği nokta bu geleneksel dengeyi bozuyor. Vatandaş artık kimin düğününe gideceğini seçmek zorunda kalıyor. Yakın akrabaysa mecburen gidilecek. Çok yakın arkadaşsa bir şekilde bütçe yaratılacak.
Ama biraz uzak akrabaysa? İşte orada bahaneler başlıyor. “Şehir dışında olacağız.” “Önceden verilmiş sözümüz vardı.” “İşten izin alamadım.”, “Çocuk rahatsızlandı.”
Düğüne gitmemek için bahane arayan insanları suçlamak kolay. Bir de ceplerindeki hesaba bakmak gerekiyor. Çünkü bazen o davetiyenin karşılığı 11 bin 234 liralık çeyrek altın.
İşler öyle bir noktaya geldi ki artık kuyumcularda “takı altını” görüntüsünde hediyelik ürünler, düşük gramajlı seçenekler konuşuluyor. Bazıları altın yerine nakit para takıyor.
içine bütçesinin yettiği kadar koyuyor. Bazıları gram altına yöneliyor. Bazıları ise çeyreğin daha küçük gramajlı alternatiflerini araştırıyor. Çünkü vatandaşın önünde iki seçenek kalıyor:
Ya gelenekten vazgeçecek ya bütçesini zorlayacak. Fakat işin garip tarafı, düğüne davet edilenler kadar evlenen gençler de aynı kuyumcu vitrininin önünde çaresiz.
Eskiden evlilik hazırlığında “Nasıl bir alyans alalım?” diye konuşulurdu. Şimdi “Alyansa ne kadar ayırabiliriz?” deniliyor. Bir çift evlenmeye karar verdiği anda masraf sayacı çalışmaya başlıyor. Ev tutulacak. Depozito verilecek. Mobilya alınacak. Beyaz eşya alınacak. Nikâh masrafı var. Düğün salonu var. Fotoğrafçı var. Gelinlik var. Damatlık var. Kuaför var.
var. Organizasyon var.
Bunların üzerine bir de altın geliyor. Alyans, düğün hengamesinin belki en sembolik parçası
ama bugün bazı gençler o sembolü bile küçültmeye çalışıyor. Daha ince olsun. Daha hafif olsun. Gramı düşük olsun. Yeter ki parmağa takılabilsin. Bir zamanlar ömür boyu kullanılacak diye alınan alyans, artık gram hesabıyla seçiliyor.
Gelinlikte de tablo farklı değil. Genç kızın hayatında belki bir kez giyeceği gelinliği satın almak artık birçok aile için lüks haline geldi. Çözüm? Kiralık gelinlik. Sabah al. Düğünde giy. Ertesi gün teslim et. Bir günlüğüne gelinlik...
Çünkü satın alındığında dolapta kalacak bir kıyafete on binlerce lira vermek yerine gençler o parayı evin başka ihtiyacına ayırmaya çalışıyor. Haksızlar mı? Tabii ki haklılar. Yeni ev kuracak bir çift için buzdolabı mı önemli, gelinlik mi? Çamaşır makinesi mi, gösterişli bir düğün mü? Kira mı, alyansın gramı mı? Bugünün gençleri evliliğin daha ilk gününde bu sorularla karşılaşıyor. Bir de düğün sahiplerinin başka hesabı var. Düğünde ne kadar takı gelecek? Eskiden genç çiftlerin düğünde takılan altınlarla evlerinin eksiklerini tamamlaması, borçlarının bir bölümünü kapatması mümkündü. Bugün davetlilerin alım gücü düşünce takı miktarı da değişiyor. Çeyrek yerine gram geliyor. Gram yerine nakit geliyor. Nakit miktarı küçülüyor. Bazı davetliler yalnızca tebrik edip ayrılıyor. Çünkü herkes aynı ekonomik şartların içerisinde yaşamaya çalışıyor. Düğün sahibi de davetli de aynı kuyumcu vitrininin önünden geçiyor. Birisi “Bana ne takarlar?” diye düşünüyor. Diğeri “Ben ne takacağım?” diye. İkisinin de derdi aynı: Altın.
Bir düşünün. Aynı ay içerisinde üç yakınınız evleniyor. Üçüne de çeyrek altın takmak istiyorsunuz. Bugünkü tarifeyle üç yeni çeyrek altın 33 bin 702 lira. Net asgari ücret 28 bin 75 lira. Yani bir asgari ücretlinin bir aylık maaşının tamamı üç çeyrek altına yetmiyor. Üstelik insan sadece düğüne gitmiyor. Düğüne ulaşacak. Belki kıyafet alacak. Kadınsa kuaföre gidecek. Çocuklarıyla gidiyorsa onların masrafı çıkacak. Şehir dışındaysa yol parası ödeyecek. Düğün, davet edilen kişi açısından da başlı başına ekonomik organizasyona dönüşüyor. Sonra insanlar neden düğüne gitmiyor diye şaşırıyoruz. Gitmek istemediğinden mi? Yoksa gidecek ekonomik gücü kalmadığından mı? Bence asıl sorulması gereken soru bu.
Altın fiyatlarındaki yükseliş yalnızca kuyumcu piyasasının meselesi değil. Sosyolojik sonuçları da var. Çünkü düğün bizim toplumumuzda insanların bir araya geldiği en önemli geleneklerden birisi. Akrabalıkların tazelendiği, komşuların buluştuğu, insanların birbirlerinin sevincine ortak olduğu bir gün. Ama işin içine ekonomik baskı bu kadar fazla girdiğinde insanların davranışları da değişiyor. Davetiyeyi görünce sevineceğine hesap makinesini açan bir toplum haline gelmişsek orada düşünmemiz gereken bir şey var.
Çünkü insanlar artık düğüne giderken “Ne güzel, çocuklar evleniyor” demeden önce “Çeyrek kaç para olmuş?” diye telefonundan altın fiyatına bakıyor. Düğün sabahı kuyumcunun fiyatı değişirse bütçe de değişiyor. Takının gramı küçülüyor. Zarfın içindeki para azalıyor. Belki de düğüne hiç gidilmiyor.
İşin en acı tarafı, evlenen genç de zengin değil. Düğüne gelen akraba da. Biri yuva kurabilmek için borçlanıyor. Diğeri ise o yuvaya bir çeyrek altın takabilmek için bütçesini zorluyor. Gelin gelinliği kiralıyor. Damat masrafları kısmaya çalışıyor. Anne baba yıllardır yaptığı birikimi düğüne harcıyor. Akraba kuyumcunun önünde gram hesabı yapıyor.
Herkes aynı düğünde gülümsüyor ama herkesin kafasında ayrı bir hesap makinesi çalışıyor.
Fotoğraf çektirirken gülüyoruz. Takı sırasında hesap yapıyoruz. Ertesi sabah borçları düşünüyoruz. Bugün Türkiye'de düğün ekonomisinin geldiği yer biraz da bu.
Bir çeyrek altının 11 bin 234 liraya ulaştığı yerde artık problem, “Düğünde ne takalım?” sorusu değil. Problem, insanların birbirlerinin mutlu gününe katılmayı ekonomik bir yük olarak görmeye başlamış olması.
Düğün sezonu devam ediyor. Salonlarda müzik, masalarda bol bol çiçek var. Gelinlikler bembeyaz.
Ama vatandaşın hesabı kapkara.
Bütün bunları aktardıktan sonra son tahlilde diyorum ki; Bugünkü yazımda konu olarak her zamanki genel çizgimin dışına çıkarak ekonomi ile ilgili bir konuyu ele alıp işlemeye çalıştım. Yorum ve değerlendirme siz saygıdeğer okurlarımın.