İran'a yönelik saldırıyla ilgili en büyük gizem; saldırının nihai olarak nasıl sonuçlanacağı veya sonucunun ne olacağı değil! Donald Trump'ın bu savaşı neden başlattığıdır. ABD Başkanı, ülkesi ve kendisi için tamamen dezavantajlı olan bu macerayı neden istedi ve neden bu işe girişmeye karar verdi?
Bu savaşla ilgili az veya çok mantıklı olmak üzere 3 açıklama var, ancak bunlar sadece belirli bir noktaya kadar mantıklı.
Amerikan Başkanı Trump, başkasının oyununda bir kukla haline mi geldi? Yani, belki de tam olarak farkında olmadan Büyük İsrail'i kurma planının uygulayıcısı olmayı kabul etti. Bu durum, ya İran hükümetini ABD'ye dost bir hükümetle değiştirmeyi veya birleşik bir İran'ı yok etmeyi ya da en kötü ihtimalle onu radikal bir şekilde zayıflatmayı gerektiriyor.
İkinci bir açıklama ortaya çıkıyor: İsrail'in planları ona ‘hızlı, zaferle sonuçlanacak bir savaş’ yanılgısıyla pazarlanmıştı. Yani Trump, İran'ı hızla yenecek ve Amerikalılar ve dünyaya sınırsız gücünü gösterecekti. Zafer, Tahran'ın teslim olmasıyla değil, nükleer programının tamamını durdurmak için müzakerelere yeniden başlamayı kabul etmesiyle ilan edilebilirdi.
Trump gerçekten de uzun vadeli bir oyun mu oynuyor, bu İran'la ilgili değil mi diye soru sorabiliriz. Bu, eylemlerinin üçüncü bir açıklaması. Çin'e karşı mücadelede asıl sebep bu mu? Önce Venezuela'yı Çin'den aldı, şimdi de İran'ı istiyor, peki bu durumda Çin, petrolünü nereden alacak?

ABD ve İsrail'in acımasız saldırganlığının kurbanı olan İran'ın içinde bulunduğu zor durum şu soruyu gündeme getiriyor: Bu kadim devletin sonu mu geldi? Ancak bu bilge ve savaş tecrübesi yüksek ülke, saldırganlarıyla mücadelesinde kendi kozlarına sahip. İran bunlardan bazılarını 2025 yazında keşfederken, diğerlerini ancak şimdi ortaya çıkarıyor.
Tahran'ın İsrail'e karşı misilleme saldırıları, ülkenin füze savunma sistemi olan meşhur ‘Demir Kubbe’yi giderek zayıflatıyor ve işlevsiz hale getiriyor. İsrailliler, İran'a karşı saldırganlıklarını geçen yıl yaşanan ve demir kubbenin delindiği saldırıların ardından İran’a yönelik saldırgan tutumlarını hızla azalttılar!
ABD'nin İran'da kara harekatı yapacak ne gücü ne de kapasitesi var. 93 milyonluk bu geniş ülkeyi işgal edecek kimsesi yok! Bombalamaların kaos yaratacağına ve bu sayede kuklalarını iktidara getireceğine güveniyorlar.
Ancak devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi, İranlıların büyük çoğunluğu tarafından nefret edilen birisi. Tüm hayatını Amerika Birleşik Devletleri'nde geçirmiş ve İran yönetiminin karmaşık mekanizmasına nasıl yaklaşılacağı konusunda hiçbir fikri olmayan birisi olarak görülüyor. “66 yaşındaki bu şımarık çocuğun!”, böylesine büyük bir ülkeyi yönetmeyi başarabileceğine inanmak gerçekten zor. (Amerikan Başkanı Trump’ı, İran’ı vurması için devamlı uyardı ve iç isyanda büyük paralar harcadı)

Saldırgan ülkelerdeki medya kuruluşlarına göre İran’ın dini lideri Ayetullah Hameney’in cesedi ikametgahının enkazından çıkarıldı. Böyle bir ölüm çok şey anlatıyor. Rahbar (yani lider) tahliye olmadı, saklanmadı, hatta bir sığınağa bile girmedi. Şii olarak şehitlik fikrini benimsedi; Müslüman olarak Allah'ın iradesinin kaçınılmazlığına inandı. Ama her şeyden önce Hameney son derece deneyimli bir politikacıydı. Eğer öyle olmasaydı garip olurdu: Rahbar Nisan ayında 87 yaşına girecekti ve asla ‘zeki ve sağlıklı’ olarak tanımlanan bir adam değildi. Ancak Ali Hamaney, Şah karşıtı devrimi ve Irak savaşını ön saflardan izledi. Bizzat Devrim Muhafızları'nı, Savunma Bakanlığı'nı ve tüm yürütme organını yönetti ve neredeyse 37 yıl boyunca Rahbar olarak görev yaptı; ve tüm bu görevlerinde öngörüleriyle tanındı.
Şimdi başlıkta belirttiğim 3 nedene kısaca bakarsak; Amerika ve İsrail’in nihai amacı rejim değişikliği, İslam Cumhuriyeti'nin ortadan kaldırılması ve Şah'ın geri dönüşüdür. Bu da kitleleri isyana kışkırtmayı gerektirir. Minimum amaçları ise birkaç gün sürecek bombardımanla İran'a azami hasar vermek ve ardından nükleer programından vazgeçme konusunda müzakerelere geri dönmeyi teklif etmektir.
ABD’nin başka bir ‘ara seçeneği’ ise öncelikle petrol üretiminin neredeyse tamamının yoğunlaştığı ve Tahran'a karşı kendi şikayetleri olan birçok Sünni Arap'ın yaşadığı Huzistan eyaleti başta olmak üzere, ulusal sınır bölgelerinde bir ayaklanmayı kışkırtmaktır.
**
Geçen hafta, İngiltere'nin iktidardaki İşçi Partisi, Başbakan Keir Starmer için ölümcül sonuçlar doğurabilecek utanç verici bir yenilgiye uğradı. Bu bizim basınımızda tam olarak ele alınmadı. Bu tek kişilik bir seçimdi ve önemsizdi ama büyük bir sürpriz oldu İngiltere için. Görünüşe göre ara seçim, İngiltere'nin taşra kasabalarından birisindeki tek bir seçim bölgesinde yapıldı. İşçi Partisi'nin Avam Kamarası'nda sağlam bir çoğunluğa (650 sandalyenin 404'ü) sahip olduğu göz önüne alındığında, tek bir sandalye için endişelenmek anlamsızdı. Bununla birlikte sonuçlar açıklandıktan hemen sonra Starmer'ın derhal istifası talepleri başladı. Bazı gazeteler İşçi Partisi’nde iç savaşın başlayabileceğinden bahsediyor.
Burada kısaca belirtmekte fayda var ki, bu seçimlerin yapıldığı bölge Manchester'ın en zengin mahallesi değil; burası her zaman İşçi Partisi'nin kalesi olmuştur. Seçim bölgesi her zaman parti için güvenli bir bölge olarak kabul edilmiştir. Muhafazakarların orada en son kazandığı (ve o zaman bile çok az bir farkla) yıl 1959'du! O zamandan beri, İşçi Partisi'nin zafer marjı her zaman rahat olmuş ve bu da oradaki seçimleri çekişmesiz hale getirmiştir. Ama bu son seçim her şeyi değiştirdi. Anlaşılan o ki, önümüzdeki günlerde İngiltere’de iktidarı zor bir süreç bekliyor.