Küme düşme potasından uzaklaşmak isteyen Bornova 1877 ile Play-Off hattından kopmamaya çalışan Uşak Spor… Kağıt üzerinde bakıldığında hedefi olan iki takımın mücadelesi. Mekân ise Bornova Aziz Kocaoğlu Stadı. Skor tabelası maç sonunda 3-2’yi gösterdi ve kazanan deplasman ekibi oldu.

Ama tabelanın yazmadığı çok şey vardı.

***

Evvelsi hafta aynı statta sineklerden kaçıp maçı yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. O görüntüleri yazıya dökmüştüm. Bu kez pislik yerli yerindeydi ama sinekler yoktu. Muhtemelen bu stadın meşhur rüzgârı onları savurmuştu.

***

Evet... Rüzgarlı bir maç günüydü. Bazen sert esiyor, bazen de hafif. Futbolun en sevmediği şeydir değişkenlik. Oyuncu neye göre ayak içi ayarlayacak, neye göre uzun top atacak?

***

Bir taraf rüzgârı arkasına alacaktı, diğeri karşısına…

İlk yarıda bu avantaj Uşak Spor’daydı. Rüzgârla bir olup baskılı başladı ve 11. dakikada golü buldu. Fizik kurallarını lehine çevirdi. Golden sonra oyun dengelendi. Zaman ilerledikçe Bornova daha efektif görünmeye başladı ve beraberliği yakaladı.

İkinci yarıda rüzgârı arkasına alan taraf Bornova 1877’ydi. “Şimdi oyunu forse ederler” dedim. Yanıldım. Uşak Spor oldu bu yarıda da hızlı başlayan. Ve neticesinde bir kez daha öne geçti. Son bölümlerde gol ihtimali daha düşük görünen taraf farkı ikiye çıkardı. Maçın son anlarında Bornova yüklendi; çizgiden çıkarılan toplar, kalecinin kritik kurtarışları… Uzatmalarda fark bire inse de süre yetmedi.

***

Genel tablo mu? Açık konuşayım: Fazlasıyla sıradan, yer yer amatör bir karşılaşma.

Bir oyuncuyu eleştiriyorsunuz, bir anda klas bir hareket yapıp sizi mahcup ediyor. Beğendiğiniz isim bir sonraki pozisyonda öyle basit hata yapıyor ki “Bu nasıl olur?” diyorsunuz.

Mesela Arda Bilmez… Çizgiye inip orta yapmak isterken ıska geçmesi amatörceydi. Ama kaleye paralel top sürüp önünü açıp şut şansı yakalaması kalite kokuyordu. Hızlı, güçlü, kuvvetli. Ham madde var, işçilik eksik.

İki takımda da profesyonel duruşunu belli eden bir iki isim vardı, o kadar.

***

Bornova 1877 duran toplarda alarm verdi. Boy dezavantajı net hissedildi. Uzun boylu rakiplerin kafa vuruşlarını engelleyemediler. Kale önünden geçen toplara dokunamayıp arkaya sektirdiler. Bu seviyede bu kadar açık verilmez.

Orta sahada Arda Furkan Abbak farklıydı. Ayağı temiz, oyun aklı yerinde. Amatörden beri kulüpte olması tesadüf değil. Takımın maestrosu gibi oynadı. Hatasız demiyorum ama ciddiydi.

Genç Çağan Taş son bölümde oyuna girip hareket getirdi. 19 yaşında ve Gaziantep FK formasıyla Süper Lig’de 1 dakika da olsa süre almış bir isim. Potansiyel var. Neden daha fazla oynamıyor? Soru işareti.

***

Uşak Spor’a gelince…

Üst ligi hedefleyen bir takımın sahadaki görüntüsü bu olmamalı. Hücumda neredeyse hiç üretkenlik yoktu. Sistem gol vaat etmiyor, oyuncular güven vermiyor. Forvet Efecan Barlık ceza sahasında ıska geçtiği toplarla dikkat çekti. Yeterince mücadele etmedi. Futbol ciddi bir meslek; devam etmek istiyorsa ciddiyetini artırmalı.

Artı hanesine yazabileceğim en belirgin özellik uzun taç atışlarıydı. Bu organizasyonla tehlike yarattılar. Savunmada Volkan Altınsoy güven verdi. Profesyonel duruşu belliydi.

Ve maçın adamı: Kaleci Mert Can Salık. Kritik anlarda yaptığı kurtarışlarla üç puanı getiren isim oldu. Refleksleri üst düzeydi. Skorun arkasındaki gizli imza onundu.

***

Tribünlere de bir parantez açmak gerek.

Bornova 1877’yi destekleyen az ama ateşli bir grup vardı. Çoğu 20 yaşın altında. Maç boyunca sustuklarını söyleyemem. Ama enerjilerini yanlış yere harcıyorlar. Takımlarını ateşlemek yerine rakip tribünle didişiyorlar. Hakemin tartışmalı kararlarına organize tepki yok. Üstelik stadın en köşesine, en tepesine konuşlanmışlar. Oysa sahaya yakın olmak, oyuncuyla göz göze gelmek gerekir.

Futbol sadece sahada oynanmıyor. Tribün de oyunun parçası.

***

Sonuçta Bornova’da rüzgâr sadece topu değil, oyunun kalitesini de savurdu. Skor 3-2 bitti ama geriye akılda kalan, hedefi olan iki takımın hedefine yakışmayan bir futbol oldu.