İyiliği emredip kötülüğü engelleme konusunda bunu söyleyen kimse, önce bunlara kendisi uyacak ki başkalarına bunları anlatabilsin. Yoksa o kişinin sözü geçerli olmaz. Bunları söylerken, bu söylediğinin etkili olabilmesi için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunların başında, başkasına söylediği söze önce kendisinin uyması gerekir. Mesela; bir kimse sigara içtiği hâlde, yalan konuştuğu hâlde, hırsızlık yaptığı hâlde, ana baba hakkına girdiği hâlde, kul hakkına tecavüz ettiği hâlde ve bunun gibi yapılmayacak olan şeyleri yaptığı hâlde başkalarına bunları yapmayın dediği zaman bu kimsenin sözü geçerli olmaz. Karşıdaki, “Senin bunları bize söylemene gerek yok çünkü bunları sen yapıyorsun.” diye karşı çıkar. Yani o kimsenin sözü geçerli olmaz.

Kur’an ve Sünnet bir şeye iyi diyorsa o iyidir; bir şeye de kötü diyorsa o da kötüdür. O hâlde mümin, önce Kur’an ve Sünnete göre nelerin iyi ve nelerin kötü olduğunu kendisinin öğrenmesi ve onları yapması lâzımdır. Çünkü o, bu görevi Allah ve Peygamberi adına yapacaktır. Onun için Allah’ın o konudaki hükmünü bilmesi gerekir. Aksi takdirde kaş yaparken göz çıkarmış olur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: “Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘Bu helâldir, şu da haramdır.’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.” İyiliği emredip kötülüğü menetmek, toplumu irşat etmek olduğundan bu görev ifa edilirken her türlü kaba ve kırıcı davranışlardan sakınmak ve uzak durmak da gerekir. Bu görevin temelinde sevgi, saygı olmalıdır. Yine örnek Peygamberimizdir. Kur’an, Peygamberimizi şöyle anlatıyor: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, ona dayanıp güven. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”

Bu ayet, Uhud Savaşı’ndan sonra nazil olmuştur. Savaşta bazı sahabeler, Peygamberimizin emrine uymayarak stratejik tepelerini terk etmiş ve bunun sonucunda Müslümanlar ağır kayıplar vermiştir. Buna rağmen Yüce Allah, Peygamberimize sert davranmasını değil, merhametli olmasını emretmiştir. Peygamber Efendimizin güzel ahlakı ve yumuşaklığı Allah’ın bir rahmetidir. İnsanları etrafında toplayan güç, kaba kuvvet değil, güzel ahlakı olmuştur. Liderlikte, önderlikte sertlik ve kırıcı üslup insanların gönlünü uzaklaştırır. İslam’da tebliğ ve eğitim, hikmet ve merhametle yapılmalıdır. Hata yapan müminlere kin beslemek yerine bağışlayıcı olmak Allah tarafından öğütlenmiştir. Peygamberimizin sadece affetmesi değil, Allah’tan onlar adına mağfiret istemesi de istenmiştir.

Peygamberimiz herkese yumuşak davranır, kaba ve katı hareketlerden hoşlanmazdı. Peygamberimizin insanlara ne kadar yumuşak davrandığını gösteren bir başka olay da şudur: Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: “Bir Bedevî mescidin içinde uygunsuz hareketlerde bulundu. İnsanlar onu bu uygunsuz hareketinden dolayı linç etmek için kalkıp başına üşüştüler. Bunun üzerine Peygamberimiz: ‘Onu bırakınız, işini görsün. Sonra yaptığı bu uygunsuz hareketin üzerine bir kova su dökün. Çünkü siz güçlük değil, kolaylık göstermek üzere gönderildiniz.’ buyurdu.” Her işte zorluk değil, kolaylık göstereceğiz; hele insanlara iyiliği emredip kötülükten men etmeye çalıştığımız zaman da kaba ve katılıktan, sertlikten uzak duracağız. Ancak yaptığımız iyilikler bu şekilde etkili olur, boşa vakit geçirmiş olmayız. Peygamber Efendimizin şu sözüyle yazımızı tamamlayalım. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” ALLAH’A EMANET OLUNUZ.