Ebu Said el-Hudrî (ra.) anlatıyor: Peygamberimiz, “Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: “Yol üzerinde oturmak bizim için zorunludur. Lüzumlu olan şeyleri orada konuşuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) Efendimiz, “Yol üzerinde oturmaktan vazgeçemiyorsanız yolun (oturduğunuz yerin) hakkını veriniz.” buyurdu. Bunun üzerine Ashap: “Ey Allah’ın Resûlü, yolun hakkı nedir, yolun hakkını nasıl verebiliriz?” dediler. Peygamberimiz cevaben şöyle buyurdu: “Haram olan şeylere bakmamak, gelip geçene eziyet etmemek, verilen selâmı almak, iyiliği emredip kötülükten menetmek. (İşte yolun hakkı budur).” buyurdu. Müslümanlar bu görevlerini yapmazlarsa kötülükler ve haksızlıklar alabildiğine yayılır, ortalığı fesatlık kaplar gider.
İlk anda yapılan o kötülüğün zararı sadece onu yapanda kalacağı düşünülür ama bu öyle olmaz. Bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarar, yani bütün topluma sirayet eder. Dolayısıyla o toplum büyük zarar görür ve felakete düçar olur. Peygamberimiz, kötülüğe karşı tavır koymamanın topluma getireceği felâketi bir örnekle şöyle izah ediyor: “Yolcular gemideki yerlerini kur’a ile belirlerler. Kur’a sonucu bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşir. Alt kata yerleşenler, burada su olmadığı için su ihtiyaçlarını görmek üzere üst kata çıkmak durumundadırlar. Su almak için üst kata çıktıkları vakit üst kattakilerin yanından geçiyorlar. Bunun üzerine kendi aralarında konuşurlar: ‘Payımıza düşen alt katta bir delik açsak da su ihtiyacımızı buradan görsek ve yukarıdakileri rahatsız etmesek iyi olur.’ diye konuşurlar ve geminin alt kısmından bir delik açarlar. Şimdi üst kattakiler bunları gördükleri hâlde bu yaptıkları işe göz yumarlar, ses çıkarmayacak ve engel olmayacak olurlarsa, açılan delikten içeriye su dolar ve dolayısıyla gemi batar. Böylece sadece deliği açanlar değil, gemide olan hepsi bu felakete maruz kalırlar. Şayet geminin üst katında bulunanlar onları bu işten menetselerdi, kendileri de ve alt katta bulunanlar da bu felaketten hep beraber kurtulacaklardı.”
Bundan anlaşılıyor ki Müslüman duyarlı olacak ve toplumda meydana gelen ve gelebilecek olaylara ilgisiz kalmayacak ve: “Bana ne, her koyun kendi bacağından asılır.” “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” demeyecektir. Kur’an’da: “Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (topluma sirayet eder ve hepsini perişan eder). Biliniz ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” ayet-i kerimesi çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Öyle günah ve kötülükler var ki sadece o günahı işleyenleri ve o kötülüğü yapanları etkilemekle kalmaz, o günahı işlememiş, o kötülüğe bulaşmamış olanlara da erişir. Birçok suçsuzu da gelip bulur. Kurunun yanında yaş da yanar. Bugün toplumumuzdaki hepimizi rahatsız eden sosyal medya olaylarının kaynağında bu ihmalimiz vardır. Bunun için ayet ve hadislerin uyarılarına kulak vermeli ve toplumun zararına olacak haksız tutum ve davranışlara kayıtsız kalınmamalıdır. Peygamberimizin işaret buyurduğu ölçüler içerisinde her Müslüman görevini yapmalıdır…
Devamı haftaya...