Yapay zeka ürünü çalışmalar sanat olarak kabul edilmeliler mi? Refik Anadol ve temsilcisine dönüştüğü AI çıktısı eserler, sanat dünyası için bir muamma konusu. Geçtiğimiz aylarda işleriyle İzmir Kültürpark Atlas Pavyonu’na da konuk olan Anadol, ‘Unsupervised’ adlı eserinin New York’taki Modern Sanatlar Müzesi MoMA’da sergilenmesi üzerine sanat eleştirmenlerinden tepki çeken yorumlar almıştı. Milyonların izlediği 60 Minutes adlı televizyon programı, yeni bölümünü bu konuya adamış ve 2023 yılından bu yana Anadol ile arasında sürtüşme süren Pulitzer ödüllü Jerry Saltz’a mikrofonu uzatmış. Saltz, binlerce kişinin saatlerce müzede bu esere bakmış olmasının, yani popülerlik ve etkileşimin bir başarı göstergesi olmadığını, AI teknolojisinin henüz çok genç olduğunu ve izleyicide konvansiyonel sanatların yarattığı tefekkür etkisine yol açmadığını sebep göstererek Anadol’un çalışmalarını neden pahalı bilgisayar ekran koruma görsellerine benzettiğini bir kez daha açıklamış.
Bu tartışma yeniden alevlendiği sırada New York’taki diğer bir saygın müze olan The Met, her yıl Kostüm Enstitüsü yararına düzenlediği galanın 2026 edisyonu için belirlediği temayı ‘Fashion is Art’ olarak duyurdu. Modanın sanatsal ilhamlarla ve büyük emeklerle ortaya koyduğu bazı işlerin zanaat harikası olduğu kesin, ancak sanat eseri mertebesini hak edip etmedikleri yine tartışmaya açık. Elsa Schiaparelli’nin 1930’larda Salvador Dali ve Leonor Fini gibi sürrealist akımın öncü isimleriyle işbirlikleri ve Yves Saint Laurent’ın modernist ressam Piet Mondrian’dan Van Gogh’a uzanan övgü niteliğindeki tasarımları, moda tarihinin sanatla iç içe geçtiği dönüm noktalarından. Teknolojinin moda ile kesiştiği anlar ise, Sanayi Devrimi’nin sağladığı üretim olanakları dışında, hala hafızalarda tazeliğini koruyor. Merhum moda dahisi Alexander McQueen, 999 İlkbahar/Yaz koleksiyon defilesinin finalinde, zamanın top modeli Shalom Harlow’u otomobil tamirinde kullanılan iki boya makinesi ortasına yerleştirmiş ve harekete geçen bu robotlar, mankenin taşıdığı beyaz elbise üzerine rastgele renkler sıçratmıştı. Bu deneysel çalışma, kimilerince bir şov niteliğinde kaldı ama aslında bir milat oldu. İnsan eliyle kurulmuş ve komut almış olsalar da son dokunuş, makinelerin insiyatifine kalmıştı. Hüseyin Çağlayan da teknolojiyi işlemeyi seven tasarımcılar arasında yer aldı; tıpkı LED ışıkları ve lazer efektleriyle harekete geçen, ya da uzaktan kumanda müdahalesiyle transformasyon geçiren 2000 İlkbahar/Yaz koleksiyonundaki ‘uçak elbise’ tasarımında olduğu gibi. Hollandalı Iris Van Harpen’i de 3D Printing metodunu kullanarak hazırladığı heykelsi çalışmaları da yine bu kategoride saymalı. Ancak her örnekte teknoloji, bir aracı olarak kullanıldı ve hiçbiri yapay zeka ‘elinden’ çıkmadı.
AI ile modanın yakınlaşması, belki kreatif direktör gibi karar mercii yaratıcı isimlerin koltuğunu tehdit etmiyor ancak sektörü genel olarak etkilemeye çoktan başladı. Örneğin fotoğrafçı, kuaför, makyaj artisti ve stylist gibi uzmanlardan oluşan çekim ekipleri, AI ile üretilen sahnelerde, yine AI mankenler üzerinde, istenen ışık, poz ve modda kıyafet ve aksesuarların sergilendiği görsel içerikler ile yarışa girmiş durumdalar. Yapay zekanın otantik yetenekler karşısında bir avantajı, düşük maliyetli oluşu. Egzotik adreslere yapılan uçak biletleri yok, ışık ve kamera çeşitleri gibi prodüksiyon giderleri yok, tecrübeli mankenlerin kaşeleri yok… Bu format müşterilerin de aralarında yer aldığı dijital mahkemede henüz belli çerçevelerde kabul görüyor. Cuma günü Milano Moda Haftası’nda sunduğu yeni Gucci koleksiyonunu duyurmak için Demna Gvasalia’nın AI üretimi imajlara başvurması, sonsuz maddi imkanlara sahip böylesi köklü bir marka olması sebebiyle büyük tepki aldı. Gvasalia’nın artistik bir şeyler anlatmak istemiş olması, önyargıya meyilli ve köpürtmeyi seven sosyal medya kullanıcıları tarafından taşlanmasının önüne geçemedi.
Sinema endüstrisinin de bu konuyla boğuştuğu hesaba katılırsa (Tilly Norwood isimli AI oyuncunun kabul görüp görmeyeceği, AI yapımı filmlerin ödüller için yarışıp yarışamayacağı…), yapay zekanın sanat alanında ne rolde ve önemde olacağını kestirmek henüz mümkün değil. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Rembrandt’ın 18 milyon dolara alıcı bulan bir eskizi, aynı şekilde Michelangelo’nun 29 milyon dolara satılan bir ayak çizimi gibi bir gün AI imzalı eserler bu ederi bulabilecekler mi? Yoksa yapay zekanın yaygınlaşmasıyla sanat alanında ‘yetenek’ kabul edilen isim ve işler daha da ince elenip sık dokunacak, seçicilik artacak ve uçuk rakamlarla sanat iyice ulaşılmaz mı olacak? Moda için şimdiden göstergeler bu yönde; hazır giyim ve imitasyon ürünler karşısında lüks markaların ikonik çantaları ve hazır giyim fiyatları son birkaç yılda katlanmış durumda ve kimi tasarımlar artık müzayedelerde satılıyor. Bir dönem çok konuşulan NFT’ler unutuldular ancak New York’ta Refik Anadol’u ağırlayan müze direktörünün sözleriyle bitirmek gerekirse; “Nasıl ki fotoğrafların yağlı boya resimler gibi bir gün birer sanat eseri olarak kabul göreceğini insanlar tahmin edemediyse, aynısı yapay zeka çıktıları için de geçerli olabilir.”