Madonna’nın yeni albüm haberi acımasız dünya gündemine umut aşıladı desek, fazla mı olur? Tıpkı 1989 yılından günümüze eskimeden gelen hit şarkısı ‘Like A Prayer’ ve onu takip eden pek çok farklı şov ve eserinde al aşağı ettiği Hristiyan ikonografisindeki mesih gibi, müziği, dansı, renkleri, sanatı, kısaca hayatı sınırsızca seven hayranları bu karanlık manzaradan kurtarması için kendisinin çıkageldiğinin görüşündeler. Madonna’nın nasıl kültür, sanat ve yaşam üzerinde bu denli bir etkiye sahip olduğunu pek çok icraatı açıklayabilir…

1984’te yayınladığı ‘Like A Virgin’ ile Madonna, cinsel bir özgürlük hareketinin temsilcisi olduğunu ve tutkunun utanılmaması gereken bir içgüdü olduğunu savunmuş, aynı yılın MTV Video Müzik Ödülleri’ndeki üzerinde beyaz bir gelinlikle çıktığı sahne şovuyla tarihe geçecek ilk unutulmaz görüntüsüne imzasını atmıştı. Ses ve dans kabiliyeti kadar imaja verdiği önem, kariyerinin belirleyici unsuru ve dolayısıyla da ondan sonra gelecek tüm pop müzik evreni için bir kriter olacaktı. Ancak Madonna bir şov ustasına dönüştüğü bu ilk yıllarında, aynı zamanda daha derine nüfuz eden bir söylemi olduğunu her fırsatta kanıtlayacaktı. 80’ler New York’unda kendini keşfeden aykırı bir sanatçı olarak popülerliğe kavuştuğunda, AIDS hastalarına, toplumda dışlanan LGBT ve siyahi bireylere videolarında, röportajlarında sahip çıkacak ve böylece ‘kraliçe’ unvanını kazanacaktı. Örneğin, şimdilerde çoğunluğun bir derginin ismiyle bağdaştırdığı ‘Vogue’ adlı 1990 yılına ait parçası, aslında New York’un underground gay kulüplerindeki poz vererek yapılan bir dansın ismiydi.

1990’larda yayınladığı ‘Erotica’ ve ‘Bedtime Story’ albümlerinden ‘Secret’, ‘Take A Bow’ ve ‘Human Nature’ gibi parçaların her biri rekor kırmış, kılıktan kılığa giren, saç rengini ve makyajını her lansmana özel değiştiren ve dönüştürmesiyle Madonna bir moda ikonuna dönüşecekti. Şaşırtıcı bukalemun özelliği sonunda ona ‘Evita’ müzikal filminde başrolü getirecek ve ilk çocuğunun doğumundan üç ay sonra 1997 En İyi Aktris Golden Globe Ödülü’ne layık görülecekti. Madonna ileride bir kez daha doğum yapacaktı ancak Afrika’nın küçük ve zordaki ülkesi Malawi’den dört çocuk daha evlat edinerek tabuları yıkacak, bu sefer annelik olgusu üzerine herkesi düşündüren bir vericilik sergileyecekti. Oyunculuk kariyerinde aynı parlak performansı ileriki yıllarda gösterememiş olsa da müzik alanında çarpıcı ve orijinal ilhamlarla sevenlerinin karşısına yeniden çıkacaktı. 1998’de William Orbit’in üstün aranjörlüğüyle eşsiz melodiler sunan ‘Ray of Light’ albümü, Madonna’nın müzikal zirvesi sayılacaktı. Mistisizm ile derinlik kazanan şarkı sözleri ve duygu yüklü videoları karakteri ve sanatçı kimliğinde başka boyutlar olduğunu dinleyen ve izleyenlere yansıyacak.

‘Music’ ve ‘American Life’ gibi beğeni toplayan albümlerinden sonra 2005 yılında lanse ettiği ‘Confessions on a Dance Floor’ ona ikinci bir müzikal zirve yaşatacak, disko ve dans ritimlerini modernize ettiği şarkılarıyla Madonna hayran kitlesini genişletecekti. Albümün konser turnesinde dinler arası kardeşliği vurgulayan fotoğraf ve danslar ise barıştan yana olduğunu duyurmasına ve aynı zamanda milyonların sesi olan politik bir figür de olduğunun altını çizecekti. 47 yaşındaki zinde görünümü, enerjisi ve sahne performanslarını borçlu olduğu yoga yüzbinler üzerinde farkındalık yaratacak, pilates ise spor dalının günümüzdeki popülerliğine kavuşmasına yarayacaktı. Topluma, özellikle de kadına dayatılan geleneksel anlayış ve dogmanın aksine Madonna, seksi olmanın yaşı olmadığını bu turnesinde kanıtlayacak, sağlıklı yaş almanın ve ileri yaşta dinç görünümün mümkün olduğunu herkese ispatlayacaktı.

İşte, aradan geçen 20 yıl sonra Madonna, ‘Confessions on a Dance Floor II’ albümünün müjdesini verdi ve geçtiğimiz gün Coachella’da yeni nesil pop yıldızı Sabrina Carpenter’ın sahnesine konuk oldu; bir kez daha üretkenliğin ve sanatın yaşı olmadığını gösterdi. Geyşa, kovboy, büyücü, korseli bir seks sembolü, ya da takım elbiseli bir iş insanı… Kendini yeni baştan yaratmanın arketipi ve uzmanı olan Grammy ödüllü sanatçının yeni albümü Temmuz’da yayınlanmadan önce, hayat dolu olmanın asıl direniş ve inadına mutlu olmanın üzüntüyü yenmenin tek yolu olduğunu bize böylece hatırlatmış oldu. Teşekkürler Madonna.