Komedi dünyamızın en önemli isimlerinden birisi olan Nejat Uygur’la yaşamının son 30 yılında çok yakın bir dostluğumuz oldu.

Onun, halkın kolayca benimseyeceği esprileri üretmesinde en büyük destekçisi de hep Suavi Sualp olmuştu. 1970’li yılların başlarında başlayan bu dostluğumuzda sanatçı, İzmir turnesinde Ege Ekspres Gazetesi’nden ayrılmaz, bize karikatür desteği sunardı. Espride sınır tanımadığını bildiğimden ona bir sürpriz sunmuş, ‘Nejat’ adının son hecesindeki ‘at’ı uyuz bir at karikatürü olarak çizip vermiştim. Çok hoşuna gitti ve bunu oyunlarının afişlerinde kullandı.

Hüzün verici olsa da söylemek isterim; sanatçının mezar taşında çizdiğim o absürt çalışma vardır.

Nejat Uygur, bir subay çocuğu olduğundan, Kilis’ten başlayan yaşamında Anadolu’yu neredeyse baştan aşağı dolaşmıştı. Babasının Tire’de görev yaptığı yıllarda henüz 14-15 yaşlarında. O günlere ait bir anısını anlatmıştı. “Üç beş kuruş verirseniz Ramazan topunu ben patlatayım” demiş, kabul etmişler. Üç yıl bu işi yapmış. Babasının tayini çıkınca Tireliler, trenle ilçeden ayrılan Uygur’ları yolcu etmek için istasyona doluşmuş. Tren hareket edince, vagonun penceresinden Tire’lilere veda eden Uygur, şöyle demiş:

“Abilerim, bir itirafta bulunacağım. Ramazan topunu hep 15 dakika önce patlattım, hakkınızı helal edin. Ben de oruç tuttuğum için iftara yetişmek için böyle bir şey yaptım” deyince öfkeli Tireliler, arkasından söylemediklerini bırakmamış.

Mahkemede süründürmek

Sözle tehdit konusunda sınır tanımayan bir toplumuz.

En çok kullandığımız da şu:

“Seni mahkemelerde sürüm sürüm süründürmez miyim?”

Böyle bir tehdit, hem içerik, hem de yorumu açısından çok manidardır. Ve tamamen bize aittir. Alameti farikası Türkiye’dir.

‘Mahkemede süründürmek’, bir anlamda karşısındakine ülkedeki hukuk sisteminin nasıl işlediğini de hatırlatmaktır.

Neredeyse 50 yıl mahkeme koridorlarında hak hukuk arayan değerli avukat dostumuz Metin Öney, böyle bir tehdidin dillerde pelesenk haline getirilmesini büyük bir talihsizlik olarak nitelendiriyor ama bir o kadar da gerçeği yansıttığına dikkat çekiyor.

Uzayan davalar, yargı yanılgıları, millette öyle bir bezginlik yaratmış ki, Öney’e göre eleştirilecek çok tarafı olsa da uygar toplumlarda elbet böyle şeyler olmaz. Böyle sözler söylenmez.

Bir veda mektubu

Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yeni konseptiyle Kurucu Başhekimi olan Prof. Dr. M. Yekta Öncel, altı yıllık görevden sonra Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına transfer oldu.

Giderken bir veda mektubu yayınladı.

Müthiş bir şey. Her satırında hizmet, her satırında birliktelik ve paylaşma olan bir anı birikimiydi bu. Çok uzun değil. Ama ibretlik bir şey. Benzeri kurumlarda göreve talip olacakların çok yararlanacakları, rehber edinecekleri bir mektup bu.

Kurumunu hep yücelten, yüzünden tebessümü eksik etmeyen, ‘Ben değil biz’ diyen bir yöneticinin neden özleneceğinin de bir göstergesidir yazdıkları.

Her ayrılan yöneticiye nasip olması dileğiyle.