Gizemler ve bilinmeyenlerce her zaman cezbedilmiş insan, bilgi aktarımının olağandışı bir derecede arttığı ve kolaylaştığı bu modern zamanda ilginç bir arayış ve kayboluş sekansında demek mümkündür ki, kimi zaman buna dair meçhul konuların bağımsızlığının kısa bir süre zarfında gözler önüne serilmesi tezatlıkları iyice bariz kılabilir.
Toprak üstünde yaşayan bizler, kendi varoluşumuzu, yaşadığımız dünya ile ayak bastığımız toprağı ve bin bir güçlükle eriştiğimiz gökleri somut ve soyut, bazen birbirine karışmış konseptler ile benimsemeye çalışıyoruz. Bu genel durum, yakın zamanda yaşanan ve gerçekleşen bazı araştırmalar, keşifler ve gelişmeler merceğinden incelendiğinde karşımıza ilginç bir görüntü çıkıyor.
Öncelikle, geçtiğimiz günlerde oldukça ses getiren, daha detaylı çalışmalar ve açıklamaların beklenmekte olduğu, Mısır’ın tarihi Oxyrhynchus alanında bulunan bir mumyanın bizlere yer altı, öteki dünya ve ölüme ilişkin ritüel ve yaklaşımların hala tamamen yeniden keşfedilmemiş olduğunu hatırlatışına değinelim. Eski dönemlerde gerek mitolojik unsurlar, gerek pratik yaklaşımlar ağırlıkta olsun, ölüm konseptinin büyük bir önem arz etmiş olduğunu dünya çapındaki farklı bulgular sayesinde kavrayabiliyoruz. Lakin ilk kez bir mumyalama sürecine entegre edilmiş halde, Homeros’un ünlü İlyada eseri ile karşılaşıldı. Aynı alanda farklı tılsımların kullanıldığı gömü örnekleriyle karşılaşılmış olsa da bu örnek, bir edebi metin olarak aradan sıyırılıyor. Barselona Üniversitesi öncülüğünde yürütülen bu çalışmada bulunmuş olan, gemilerin ve askeri güçlerin sırayla betimlendiği kısımları içeren papirüsün keşfi bölgedeki kültürü daha iyi anlamayı sağlayabilecek pek çok yeni kapıyı açıyor.
Yeraltından yüzeye çıktığımızda ise doğanın en göz önünde olan ögelerinden biri hakkında uzun süredir teorize edilen bir olaya tanıklık edilmiş olmasına değinebiliriz. Pensilvanya Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar, laboratuvar ortamında olası kılınmış, ancak doğal olarak hiç kayıt altına alınmamış, yaygın ancak odaklı olarak yakalaması oldukça güç bir fenomeni fotoğraflamayı başardı. “Corona Discharge” veya korona deşarjı olarak tanımlanan olayın uygun fırtına koşullarında ağaç yapraklarının uçlarında gerçekleşebileceği bir süredir öne sürülmekteydi. Bu fenomen çok kısa bir süre için görülebilecek bir ultraviole parıltıya sebep olmakta. Fırtına sırasında bulutlar ve yer arasında oluşan potansiyel farkının ağaç yapraklarının “sivri”, ince ve yüksekteki uçlarında yoğun bir elektriksel alana neden olması, havadaki su moleküllerini parçalayabilecek ve hidroksil oluşmasını sağlayabilecek bir durum sağlıyor. Hidroksil ise havadaki birçok gaz ve diğer molekülle tepkimeye girebilen, atmosferin bir nevi kendini temizlemesini sağlayan bir molekül olarak tanımlanabilir. Araştırmacılar özel hazırlanmış bir cihazla bu fenomeni kısa süre içinde birçok kez ve farklı ağaç türlerinde kayıt altına almayı başardı. Hep yakınımızda olmuş olan ağaçlar ile hava olaylarının bilinmeyen yönlerini açığa çıkarmak ve kavramak yakın gelecekte atmosfer, çevrenin işleyişi ve biyoloji ile ilgili konularda yeni konseptlerin doğmasına ve doğanın korunmasına yardımcı olabilir.
Toprak, ağaç ve atmosfer temalarının ardından çalkantılı geleceğimiz için farklı soru işaretleri oluşturma, yeni mefhumlar yaratma olasılığı olan daha beşerî bir konuyu ele alacağız. Elon Musk tarafından kurulan bir özel uzay ve havacılık şirketi olan SpaceX ile son dönemde öne çıkan yapay zekâ entegrasyonlu programlama ortamı sağlayıcısı Cursor’ın bir birlikteliğe imza atmak istediğine dair bilgiler, yapay zekaya ilişkin işlem gücü alanında bir hayal olarak görülen bazı fikirlerin hayata geçirilebileceğinin sinyallerini veriyor. Ortaklığın hedefi, bilgi işleme ve yazılım alanında güçlü adımlar atmak olarak betimleniyor, ancak asıl dikkat çeken konu ise gittikçe artan enerji talepleri ve sorunlarına yönelik çözümlerin uzun vadeli vizyonda alabileceği form. Günümüzde verimli ve temiz enerji, soğutma ve veri aktarımı konusunda devasa bir ekosistem mevcut iken, yenilenebilir enerjiler ve nükleer enerji yapay zekâ altyapılarının geleceği olarak görülüyor ve birçok büyük şirket bir süredir farklı konum tercihleri ve teknikler ile soğutma opsiyonlarını genişletiyor. SpaceX ve Cursor ortaklığının çarpıcı fikri ise veri merkezlerini uzaya çıkararak yörüngeye yerleştirmek ve yüksek verimlilikle güneş enerjisi kullanarak hem soğutma hem de güç meselelerini tek seferde çözmek. Tabii ki bunun gerçekleşme olanağı ve sürdürülebilirliği hala tartışmalı bir konu olmayı sürdürmekte.
Bu şekilde bizlerin geçmişi, bugünü ve geleceğini ilgilendiren konuların yeraltı, yeryüzü ve göklere ilişkin güncel ve ilginç bir sentezini yapmış oluyor, insanlığın inanılmaz geniş ancak bir o kadar da dar paletindeki renkleri bir kez daha anımsıyoruz.