Medeniyetlerin geçmişi ve arkeolojik bulguların analizlerinden yola çıkarak sosyal sistemler ve insan doğası üzerindeki etkisini farklı açılardan etraflıca incelemiş olduğumuz avcı-toplayıcılıktan tarıma ve özellikle tahıl tarımına geçiş sürecinin hala gizemlerini koruyan yönleri ve bunlara karşın her geçen gün ortaya çıkan yeni bulgulara dair farklı yorumlar tufanı, beslenme ve beslenmenin etkilerinin değerini bizlere hatırlatmayı sürdürüyor. Bu açıdan bakıldığında, dünyada en çok tüketilen tahıl ürünlerinden birisi kabul edilebilecek olan ekmeklik buğdayın kökenine dair yeni bir araştırma, tarım tarihinin bazı yönlerine ilişkin önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşımış ve somut delillere ulaşmış oldu. PNAS dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, modern ekmeklik buğdayın ortaya çıkışında Güney Kafkasya, özellikle de bugünkü Gürcistan toprakları, sanılandan daha merkezi bir rol oynamış olabilir.

Araştırmacılar, Gürcistan’ın güney doğusunda yer alan Gadachrili Gora ve Shulaveris Gora adlı Neolitik yerleşimleri oluşturan, beşerî etkiler ile süregelmiş tepelerdeki eski bitki kalıntılarını inceledi. Arkeolojik alanların isimlerinde yer alan “gora” kelimesinin bu bağlamda Türkçe’deki “höyük” kelimesine karşılık geldiğini söylemek mümkün. Bu alanlar geçtiğimiz senelerde 8 bin yıl öncesine tarihlenen şarap yapımı izlerine dair bazı araştırmalar ile gündeme gelmiş olmaları, bölgedeki farklı bulguların güvenilir olarak tarihlenmiş oluşu ve yeni araştırmanın baz aldığı genetik dağılım modelinin Güney Kafkasya’yı işaret etmesi faktörleri dahilinde seçilmiş.

Çalışmanın dikkat çeken yönü ise yalnızca yanmış ve kömürleşmiş buğday tanelerinden elde edilen örneklerin farklı türleri ayırt etmekte hata payını arttırmasından ötürü araştırmacıların alışılagelmişin dışında hareket ederek buğday başağında taneleri taşıyan bir yapı olan ve “rachis” adı verilen küçük sap parçalarına odaklanmaları oldu. Kömürleşmiş buğday taneleri, farklı buğday türleri arasında birbirine çok benzeyebilse de rachis parçalarının biçimi tür ayrımı için daha güvenilir ipuçları sunabiliyor. Araştırmacılar bu şekilde ekmeklik buğdaya ait olan daha kavisli ve ince kenarlı parçaları ayırmayı başardı.

Ulaşılan bulgular, söz konusu bölgede yaklaşık M.Ö. 5800-6000 yıllarına yani ortalama 8 bin yıl öncesine tarihlenen ekmeklik buğday izleri bulunduğunu gösteriyor. Bu tarihleme, bahsi geçen ve daha önceki genetik araştırmalarca öne sürülen Güney Kafkasya kökeni ihtimali ve tarih aralıklarıyla uyumluluk gösteriyor ve neredeyse tamamen genetik analizler sonucu ortaya çıkan bu fikri fiziki bulgular ile desteklemiş oluyor.

Bu tip çalışmalar ve sayesinde elde edilen bulgular, melezlenme sonucu oluştuğu düşünülen ekmeklik buğdaya ilişkin türlerin genetik geçmişlerini ve yayılım alanlarını daha iyi anlamaya doğru birer basamak niteliği taşıyarak modern buğdayın genetik kapasitesini verimlileştirmeye dair açtıkları yol dolayısıyla küresel açıdan oldukça önemli sayılabilir. Dolayısıyla bahsettiğimiz araştırma hem arkeoloji ve tarım tarihi açısından önemli bir kanıtın bulunmasını sağlamış oluyor, hem de günümüz insanının beslenmesinde, fayda ve zarar ilişkisi bireysel ve toplumsal boyutlardan incelendiğinde kitleler üzerinde oluşan neticeler oldukça ilginç olsa da, büyük rol oynayan bir besinin gelecek potansiyelini etkileyebilecek olanaklar doğuruyor.