Son dönemlerde yazılarımda etraflıca bahsetmiş olduğum ve güncel araştırmalar sayesinde, dolaylı olarak da olsa, ilginç çıkarımlara eriştiğimiz insan beslenmesi, avcı-toplayıcılık, tarıma geçiş ve tahıl tüketimi konularının insanlık ve dünya tarihi üzerindeki etkilerinin bilinmeyen yanlarına ilişkin konular ve bunların bilinçaltımızda süregelen eğilimleri bütünen ele alındığında bizlere hem soyut hem de somut anlamda katkı sağlayabilecek perspektifler ortaya çıkabiliyor.
Yediğimiz yiyecekler ve tüketimimiz hem kısa hem de uzun vadede pek çok farklı etkiye sebep oluyor ve yaşantımızı etkileyen sayısız olay ve durumda rol oynuyor. Enerji harcanması ve metabolik olaylarda ise farklı motor ve yakıt türleri gibi gaz salınımı yapan vücudumuz bir baca misali tütüyor. Detaylıca bilinen bir süreç olan ancak bazen unutulan bir konu ise farklı enerji metabolizmaları ve bunlara yakıt olan makro besinlerin, vücudumuzdan çıkan oksijen ve karbondioksit gazı oranlarını etkilemesi ve bu mantığın bilimsel araştırmalarda pek çok soruyu yanıtlamak için kullanılabilmesidir.
Bu bağlamda, Japonya’nın en büyük ve merkezi adası olan Honshu’da bulunan Osaka Metropolitan University araştırmacıları tarafından gerçekleştirilmiş ve yakın zamanda duyurulmuş bir araştırma, ekmek ve buğday unu gibi karbonhidrat ağırlıklı gıdaların kilo artışı üzerindeki etkisini inceleyen dikkat çekici bir grup sonuca imza attı.
Belirli türdeki erkek ve dişi farelere dengeli besin değerleri içeren standart yemle birlikte ekmek, buğday unu ve pirinç unu gibi gıdaların verildiği bir süreç boyunca araştırmacılar, hayvanların besin tercihi ve değişikliklerini, enerji harcamalarını, kan metabolitlerini ve karaciğerdeki gen ifadesi değişimlerini izledi.
Çalışmanın en dikkat çekici sonucu, farelerin karbonhidrat ağırlıklı gıdalara gösterdikleri yönelim oldu. Tahıl bazlı yemleri yemeye başlayan hayvanlar standart yemlerini yemeyi büyük ölçüde bırakırken, toplam kalori alımları belirgin şekilde artmamasına rağmen hem vücut ağırlıkları hem de yağ kütleleri yükseldi ki, bu da birçok soru işaretini doğurdu ve detaylı incelemelere kaynak oldu. Elde edilen bulgular, bu kilo artışının temel nedeninin, zaten takip edilmiş olduğundan ötürü, daha fazla yemek değil, ancak enerji harcamasındaki düşüş olabileceğini ortaya çıkardı.
Buğday tüketimi sağlanan hayvanların git gide buğday tüketimini arttırıp asıl yemlerini tüketmeyi azaltması ve kilo alması haricinde ayrıca kanlarındaki yağ asitlerinin arttığı, temel amino asitlerin azaldığı ve karaciğerde yağ üretimi ile yağ taşınmasına ilişkin genlerin daha aktif hale geldiği görüldü: yani bir bakıma vücutları fazla yağa karşı bir uyum yanıtı vererek yağlanmayı “kabul etmeye” yatkınlık göstermeye başladı. Buna ek ve destek olarak, insülin ve leptin düzeylerindeki yükseliş de metabolik dengenin değiştiğinin işaretleri olarak gözlenmiş bulundu. Benzer bir kilo artışı pirinç unu tüketmeye başlayan deneklerde de gözlendi ve bu da etkinin yalnızca buğdaya özgü olmayabileceğini gösterdi.
Kalori artışı kontrol altında olan ve farklı besin tüketimindeki emsallerine göre buna rağmen kilo alan deneklerin neden kilo aldığı sorusunu kesin koşullarda yargılayabilmek için solunum gazı ölçümleri yapıldı ve karbonhidrat grubu tüketimi artan farelerin enerji harcamalarının azaldığı güvenilir bir şekilde gözlemlendi.
Mantıklı olsa da enteresan sayılabilecek durumlardan biri ise buğday ya da pirinç ununun diyetten çıkarılışı ardından deneklerdeki kilo artışı ve metabolik bozulmaların hızla gerilemiş oluşu ve normal seyire dönme eğiliminin görülmesi.
Araştırmanın fareler üzerinde yürütülmüş olması, bulguların insanlarda da benzerlik göstereceğini kanıtlamıyor olsa da, günlük hayatımızda sezgisel olarak vardığımız bazı beslenme ve sağlık bağlantılarını anımsatacak bir tablonun şekillenmesini sağlayan bu gidişatın bilinç oluşumuna destek olacak ve topluma fayda sağlayabilecek hale gelebileceğini ummak gerek.