Yiğitliğe toz kondurmayan bir ulusun afadı olarak, at-avrat-silah çeşitlemesini her zaman dengelemeyi başarmışızdır.

Atı sütçü beygiri olarak kullanarak, gün geldiğinde sucuğunu bile yaparak, avradın, bir anne, bir kadın olduğunu unutup, dünyada en çok kadın cinayeti işleyerek ve emekli olsak bile ‘Bir gün lazım olur’ tevekkülüyle evinde yedi adet tabanca bulundurarak, bu çeşitlemeden beklenen hiç birini yerine getirmemiş bireylerin çokça yaşadığı coğrafyada bizim artık övünecek bir şeyimiz kalmamış demektir.

Silah, şeytanın ortağıdır. Ve sapan da bir silahtır. Çünkü o da can yakıyor, can alıyor. Bizim böyle bir ortakla halvetimiz, ta çocuklukta başlar, hediye diye getirilen plastik tabancalar, çeşit çeşit silahlar, bıçaklar, bombalar, tanklar, tüfekler, bizi ‘Yiğitliğe toz kondurmayan’ moduna getirene kadar eskiciye iki düzine mandal karşılığı verilmez.

Bir de Özal dönemini yaşamışsanız, yiğitlik duygusunun zirvesini yaşarsınız. “Silah her eve lazım. O, güvenliğin teminatıdır’ politikalarıyla silah bir anda sizin en önemli arkadaşınız olur. Bir de şeytana kapıyı açarsanız, neler olacağını siz bile anlayamazsınız.

Şanlıurfa’dan sonra Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen ve onlarca çocuğun ve öğretmenin ölümüne neden olan vahşi olayların temelinde ‘At-avrat-silah’la neyin kastedildiğini anlayamamış olmamız da yatmaktadır.

Silaha özenmenin, özendirilmeyle başladığı bir ülkenin bütün televizyon kanallarındaki haberler, sadece kriminal içerikli ise durum vahim demektir.

Bu inadın bir bedeli var

Bazı belediyelerde salgın hale gelen ‘bankamatikçi uygulaması’ bütün sosyal tepkilere rağmen ne yazık ki sürüyor.

Burada günah keçisi durumuna düşürülen belediye yönetimlerinin ve tabii başkanının da aynı tepki grubunda yer aldığını, ancak sesini çok cılız çıkardığından duyuramadığını da biliyoruz.

‘Bankamatikçi uygulaması’, siyasete ülkesine ve kentine hizmet etmek için değil, hampacılığı savunanların icadıdır.

Hampacılığın en basit ve güncel yöntemlerinden birisi de işte böyle uygulamalardır. Adam Yozgat’ta oturuyor. İzmir’den, hiç görmediği bir belediyeden bankamatik yoluyla maaş alıyor. Zaman zaman mesai de yazılıyor kendisine.

Bunlar, böyle bir kaymaklı işe bedava gelmiyor tabii. Aracısı kimse, ona bir pay ödüyorlar. Ödedikleri pay onlar için küçük, aracı için büyük bir meblağı ifade eder ki, tepkilere rağmen bankamatikçilik sürüyor.

Bu inadın bir bedeli var ama kurunun yanında yaş da yanıyor çoğu kez. Fatura belediye başkanlarına kesiliyor. Büyük fotoğrafa bakılmıyor bile.

Özetle ve altını çizerek söylüyorum…Toplumdaki algı değişmiş değil. Bu algı, kol kanat gerdiği siyasi partinin itibarına zarar veriyor. Bunu da tepedekiler anlamıyor.

F B I M G 1776497882177

Siyasetin yeni dili

Bu fotoğrafa dikkatli bakın. Bu, bir öfke karesi değil, bir toplumsal ayrışma karesidir. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, AK Partili bir hanım üyenin, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın, birine ‘Yalancı’ dediğini iddia etmesiyle başlayan gerginlik, böyle bir tabloya dönüştü. Orta Amerika ülkelerinde, Güney Kore’de örneklerine sıkça rastlanan bu ‘siyasi içerikli’ kavgalar, bizi düşündürmeli ve hepimizi fabrika ayarlarına döndürmelidir.