Körfez geriliminde ateşkes bir umut olmuştu. Şimdi o da kesildi. Herkes yeniden mevzi almaya başladı. İran ve ABD cephesinden karşılıklı açıklamalar suların yeniden ısınacağını gösteriyor. Dünyanın da sabrının bir sınırı var. Kritik rezervler sonuna geldi. Şimdi yeni kontratlar yeni pozisyonlar piyasalarda ihtiyatlı iyimserliği yeniden kara bulutlara çevirdi.
Petrol fiyatlarının 90 dolar seviyesinde normalleşmesi beklenirken yeniden yaklaşan 110 dolar seviyesi, dünya enflasyonu ve büyüme verilerini etkileyecek. Faizler ve risk primleri de bütçenin yükünü arttırma yönünde.
Bu dönem, kamu harcamalarını arttıran, ancak finansmanı zorlaştıran bir durum. Vergiler toplanamıyor. Piyasalar bütçe dengesi ve dış denge konusunda hazırlıksız ülkeler için zorluk öngörüyor. Programlar ileriye dönük hazırlandığı için bu tür belirsizlikler bütün planları altüst etmeye yetiyor. Yeni duruma göre yeni değerlendirmeler ve gerçekçi hesaplar yapmak zamanı.
110 dolarlık petrol fiyatları 60 dolara göre yapılan planları bozmaya yetiyor. Üstelik yeniden 110 dolar seviyesi ile oluşan 50 dolarlık fark, yaklaşık 20 milyar dolarlık ek cari açık anlamına gelecektir. Türkiye için her ek maliyet, sürekli finansman ihtiyacı anlamına gelecektir. Bu petrol girdi maliyeti ve cari açığın finansmanından doğan faiz yükü enflasyon üzerinde yaklaşık % 25 etki oluşturacaktır. Bu yüzden yeni dönemde ekonomiklik, verimlilik daha fazla tartışılacaktır.
Risk primleri ülkenin borç yükü için de önemlidir. Türkiye’nin CDS priminin 200 puanın altına inmesi beklenirken yeniden 300’lerin de üstüne yükselmesi bu dönemde görüldü. Şimdilerde 240 puan seviyesi kırılganlığı göstermesi bakımından dikkate değer görülmelidir. Bu artış, yalnızca devlet için bir yük değil; özel kesim için de finansman maliyetlerinin yaklaşık % 60 seviyesinde artışı anlamına gelecektir.
Enflasyon çıpası ile devam ettiğimiz bu süreçte faiz, enflasyon ve kur kontrol edilemez haldedir. % 30’luk enflasyon, % 37 faizi de normalleştirebilir. Dolayısıyla enflasyon rakamları yukarı yönlü revize edilmelidir. 15-20-25 seviyeleri bütün veri setlerinin elden geçirilmesi anlamına gelecektir.
Faizin negatif olması söz konusu olmadığına göre faizlerde indirim, zaten gündeme gelmeyecektir. Dolayısıyla reel sektör yeni para ve maliye politikaları talep edecektir. Buna bir de dış ticaret açıkları eklendiğinde faizin önemi daha da belirginleşecektir. Komşularla ticaretin gerilemesinden en çok etkilenen ülke olarak Türkiye’nin, her zaman için barışa tarafgir olası önemli bulunmuştur.
Güçlü Merkez Bankacılığı ve müdahale enstrümanları geniş bir Merkez Bankası’nın operasyonel yetenekleri, bu süreçte kendini göstermektedir. Her ne kadar mevcutlardan azalma ya da rezervlerden yakıyor görünse de bunun da bir sınırı vardır. Üstelik yabancı mevduatlarda başlayan yukarı yönlü artış da ekonominin açık iletişim ve bilgilendirmeye ne denli muhtaç olduğunu göstermektedir.
Her sabah dünya yeniden kurulur ve her sabah taze bir başlangıçtır. Daha esnek politikaları da izlemek gereklidir. Dünyanın ve Türkiye’nin bu değişen şartlarında risk almak kadar risk primlerini de doğru yönetmek şart olmuştur.