1945 yılı ABD önderliğinde kurulan Bretton Woods sisteminin başlangıcı idi. Dolar altın karşılığı basılacaktı. Bu düzen aynı zamanda NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi yapılarla desteklenmekte idi. 1971’de De Gaulle ile Başkan Nixon geriliminden sonra altın standardı kapandı. Parada yeni bir dönem başladı.
Doların altın standardı dışına çıkması yeni arayışlar başlattı. 1973 petrol krizi sonrası dönemdeki gelişmeler, bu sürecin "Petrodolar" sistemi olarak adlandırılmasına sebep oldu. Böylece petrol dolar ile alınıp satılacak, bunun için ülkeler dolar temin etmek zorunda kalacaktı. Petrol zengini ülkeler de gelirlerini ABD finansal varlıklarına (tahvil ve hisse senetleri) geri yatıracaktı. Bu durum tamamen doların küresel hakimiyetini güçlendiren bir durumdu. Bunun en önemli riski petrol transferinin durmasıdır.
Bugüne gelen bu döngü, jeopolitik riskler ve alternatif ticaret bloklarının etkisiyle ciddi bir tehdit altındadır. Ukrayna gerilimi, İran – İsrail savaşı bu sistemden en fazla beslenen ülke olarak ABD’nin işine gelmemektedir. Bunun finansal akımı kadar, petrol akışlarının da kontrol edilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir.
Enerji arz güvenliği ve stratejik riskler konusunda üretim, enerji koridorları, çatışma ortamları petrolün taşınması da ayrıca önem taşımaktadır. Kısaca bu konular için şunlar söylenebilir:
Hürmüz boğazı tedarik zincirine dikkate değer bir halka olduğunu göstermiştir. Küresel petrol ticaretinin ana damarı olan Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak herhangi bir aksama, enerji maliyetlerini öngörülemez seviyelere çıkarabilir.
İran’ın ya da bölgede petrol üreticisi bir ülkenin dahil olduğu çatışmalar, riskleri tetikleyen bir durumdur. Yıllardır ambargolarla kendi kendine yetinen İran Modeli direncin ve dayanıklılığın sonucunun nereye varacağı bilinmemektedir.
Enerji bağımlılığı başka bir sorundur. Mesela Türkiye ve AB gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler, bu küresel türbülanstan doğrudan etkilenecektir. Jeopolitik gerilimlerle artan enerji fiyatları cari dengeler üzerinde yeni bir yüktür.
ABD dolarının merkez bankalarının %70 rezervini oluşturduğu dönemler gerilerde kaldı. Şimdilerde %56 seviyesine kadar düşen dolar talebi 39 tr. dolarlık borç yükü olan ABD için başka bir yüktür. Bu arada Çin’in de ticaret ve teknoloji alanındaki istikrarlı büyümesi ve kendi enerjisini yenilenebilir enerji yatırımlarından karşılaması etrodoalar için başka bir tehdittir. Yine Çin’in enerji ithalatında kendi para birimi olan Yuan’ı kullanması küresel finansal sistemi derinden etkileyecek aktörlerdendir.
Prof. Emin Akçaoğlu da "Enerji ticaretinin dolar dışı unsurlarla yapılması, sadece ekonomik bir tercih değil, siyasi bir meydan okumadır. Doların egemenliği, ABD'nin küresel yaptırım gücünün ana kaynağıdır. Bu sistemin sarsılması, küresel güç dengelerinin yeniden dağıtılması, ABD’nin hegemonya kaybetmesine neden olacaktır." demektedir. Buradaki asıl sorun enerji kaynağına sahip olmak değil, onun hangi şartlarda ticarete konu olacağıdır. Yakın gelecekteki gerilimler, enerji yolları ve ticaretin şartlarına yönelik rekabet ve düzenlemelerle devam edecektir.