Hürmüz Boğazı krizi dünya ekonomisi için büyük risk. Küresel petrol ve LNG sevkiyatının ¼’ü hemen hemen buradan geçiyor. Bu dar suyolunun kapanması halinde enerji fiyatları hızla yükselebilir ve tedarik zincirleri sarsılabilir. Özellikle Asya ülkeleri Çin, Hindistan başta olmak üzere Güney Kore de bu kaynaktan beslenmektedir. Ayrıca Avrupa’nın enerji güvenliği açısından da Hürmüz Boğazı stratejik önemdedir.
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ile Umman Denizi’ni bağlamaktadır. Hem petrol hem LNG sevkiyatının kayda değer kısmı buradan geçmektedir. Özellikle Asya’dan Avrupa’ya; Çin ve Japonya’dan irili ufaklı pek çok ülkeye bu enerjinin lojistiği gereklidir.
Böyle bir durumda ilk enerji piyasaları tepki verdi ve petrol fiyatları hızla yükseldi. Fiyatlardaki dalgalanma anormal seviyelerde. LNG deyince Katar ve Kuveyt kaynaklı ihracat akla geliyor. Bu sevkiyatın da etkilenmesi alıcı –satıcı herkesi etkilemektedir.
Sanayi ve lojistik doğrudan gemi trafiğinin aksaması, sanayi tesislerinde mücbir sebep ilanlarına yol açtı. Taahhütler yerine getirilemedi, üretim yavaşladı ya da durdu. Bütün ekonomileri bir şekilde vurdu. Küresel tedarik zincirleri yönetilemez hale geldi. Petrokimya, enerji yoğun sektörler bu süreçlerde doğrudan etkilendi.
Küresel ticaret iç pazarlara birer kılcal damar gibi bu kanallar ve boğazlar üzerinden gidiyor. Boğazın kapanması, dünya ekonomisinin “en hassas damarı”nın tıkanması anlamına, uluslararası lojistik ağlarında gecikmeler ve maliyet artışları kaçınılmaz hale geliyor.
Bu durum kısa vadede, petrol fiyatlarında ani yükseliş, sanayi tesislerinde üretim kesintileri anlamına gelecektir. Süreç ne kadar uzarsa orta vadede küresel enflasyon baskısı, enerji güvenliği krizleri görülecektir. Uzun vadede yeni alternatif enerji yolları ve boru hattı yatırımlarına hız verilecektir.
Hürmüz Boğazı krizi, yalnızca bölgesel bir askeri gerilim değil; küresel enerji güvenliği, ticaret ve sanayi üretimi için sistemik bir risk. AB olduğu kadar, Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkeler de bu dalgalanmalardan doğrudan etkilenecektir.
Hürmüz Boğazı’ndaki kriz yalnızca enerji piyasalarını değil, lojistik, sigorta sektörü ve yarı mamul üretimini de doğrudan etkiliyor. Boğazdan geçen günlük 21 milyon varil petrol ve büyük miktarda LNG akışı, küresel deniz taşımacılığının en kritik hattını oluşturuyor. Bu hattın kapanması veya risk altında olması, navlun fiyatlarını ve sigorta primlerini hızla artırıyor. Özellikle deniz taşımacılığı sigortalarında savaş ve risk primleri % 30–40 oranında yükselmiş durumda.
Lojistik sektöründe, tanker ve konteyner gemilerinin rotalarının uzaması hem teslimat sürelerini hem de maliyetleri artırarak ekonomileri yoracaktır. ABD Başkanının FED Başkanına faizleri indirme konusunda ettiği ricalar da yeterli olmayacaktır. Fiyatların genel seviyesini yukarı doğru iten bu durum enflasyon için de önemli tehdit olmaya devam ediyor.
Mesela petrokimya, plastik, gübre ve metal işleme gibi enerji yoğun yarı mamul üretiminde ciddi maliyet baskısı olacaktır. Türkiye gibi enerji bağımlısı ülkelerde bu durum sanayi üretimine ve ihracata da olumsuz yansıyacaktır.
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı krizi ne ilk ne de son krizdir. Bu durum lojistik zincirini kırılgan hale getirir. Sigorta maliyetleri yükselir ve yarı mamul üretiminde küresel ölçekte fiyat dalgalanmalarına sebep olur. Sigorta maliyetlerinin tırmanması başka bir sorundur. Bunu dengeleyecek mekanizmalar geliştirilmelidir. Bu böyle gitmez. Alternatif yollar, yeni enerjiler ile enerji ve lojistik hatlarının geliştirilmesi şarttır.