Küresel düzen belirsizlikler ile yoluna devam ediyor. Yakında bu dengenin yeniden kurulması kolay değil… Anadolu’da güzel bir söz vardır: “Zenginin gönlü olana kadar fakir acından öle!” denir. Birilerinin gönlü olacak da bu düzen yeniden sağlanacak…

Şu küresel nizamın ak budunu, bizler gibi kara budunun çalışmak ve üretmekle yükümlü fertlerini duymuyor ve görmüyor. O evrenin kendi dili ve dini var; siyaseti var, doğruları var… Kim derdi ki Körfez’deki şu savaş rüzgarları çiftçinin gübresini mazotunu yakıp geçecek? O bakımdan dünya bir açık sisteme döndükçe etkileşim arttı. Birbirinden etkilenme de arttı.

Eskiden “Parayı veren düdüğü çalardı”. Şimdilerde para bile yetmiyor: kalite, verimlilik, maliyetler ve itibar da konuşuluyor. Sadece maliyetler değil belirleyici olan; AR-GE, yeni teknolojiler, AR-GE personeli de ve bütün bunları çalıştıracak enerji de önemli bir değişken oldu.

Ekonomide ilk öğretilen konuların başında tekelcilik sorunları anlatılır. Ama teknolojik üstünlük, enerji hakimiyeti, tedarik ve lojistik ağlarına hakimiyet de bir tekelciliktir. Bunun adı ülkeler ve şirketler için kritik alanlarda vazgeçilmez konum elde etmektir. Dolayısıyla tekelcilik her ne kadar istenmeyen bir durum olsa da şirketler için var olmanın önemli bir aracıdır.

O yüzden ülkeler her konuda işbirlikleri oluşturmuyor. Her ülke ile farklı işbirliklerine gidebiliyor. Bunun adı “milli çıkar”… Milli çıkar hangi konuya uygunsa ülkeler bu yönde pozisyon alabiliyor. Yani bir alanda alabildiğine gerilirken bir başka alanda bağlarını tamamen koruyor. Tam ayrışma mümkün değil; Sınırsız işbirliği taahhütleri de gerçekçi değil.

Ne ölçüde esnek olunduğu, ne ölçüde işbirliklerine açık olunduğu, sunduğu imkanlar, işbirlikleri hepsi bir bütünün parçası olarak devreye giriyor. Ülkelerin birbirine güveni, liderlerin güveni ve halkaların güveninden farklı değerlendiriliyor.

Devletler açısından enflasyon, işsizlik ve faiz gibi makro verilere odaklanmak yetmeyecek. Yatırım ortamı, yatırım imkanları, dijital altyapı, stratejik sektörlerin oluşturulup kollanması kamu – özel işbirliklerini daha zorunlu ve kritik hale getirebiliyor.

Hem büyüyen, hem küçülen bir ekonomik dönemdeyiz. Körfez savaşı gerçekten 12 trilyon dolarlık bir maliyete yol açtıysa dünya ekonomisi % 10 kaybetti demektir. Ülkeler hem bağımsız hem stratejik hem de işbirlikçi olabilecek mi? Yakın dönemde bunları konuşmaya devam edeceğiz.