Rapor, yapay zekanın insanların yaşamlarının farklı evrelerindeki etkisini ve sosyal, ekonomik ve politik süreçleri nasıl şekillendirdiğini inceliyor.
Rapora göre, insani gelişme yavaşladı. Son 35 yılın en düşük seviyesinde. Ancak her 10 kişiden 6’sı yapay zekanın işlerine olumlu katkı sağlayacağını düşünüyor.
2025 İnsani Gelişme Raporu ile 2023 yılına ait İnsani Gelişme Endeksi (İGE) sıralamasına göre, Türkiye 2023'teki "çok yüksek insani gelişme" kategorisindeki yerini koruyor.
1990’dan bu yana İGE değeri % 42,6 artan Türkiye, yaşam süresi, eğitim ve gelir göstergelerinde önemli ilerleme sağladı.
İnsani Gelişme Endeksi’nin (İGE) 2025 Raporu Türkiye için hem ilerlemeyi hem de kırılganlıkları aynı anda gösteriyor. Türkiye, 2022 itibarıyla 0,855 İGE değeri ile “çok yüksek insani gelişme” kategorisinde yer aldı ve 193 ülke arasında 45. sıraya yükseldi. Bu değer, 1990’da 0,598 idi.
Ancak raporun dikkat çektiği nokta, bu ilerlemenin eşitsizlikler nedeniyle törpülenmesi. Eşitsizliğe Uyarlanmış İGE (EUİGE) verilerine göre Türkiye, insani gelişmede yüzde 16,1’lik bir kayıp yaşıyor; yani eşitsizlikler olmasaydı 0,855 olan değer 0,717’ye düşmeyecekti. Toplumsal cinsiyet farkı da belirgin: kadınların İGE değeri 0,825 iken erkeklerde 0,876. Bu fark, eğitimden işgücüne katılıma kadar kadınların hâlâ dezavantajlı olduğunu ortaya koyuyor. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi (TCEE) ise Türkiye’yi 166 ülke arasında 63. sıraya yerleştiriyor.
Çevresel sürdürülebilirlik boyutunda da tablo karmaşık. Gezegensel Baskılara Uyarlanmış İGE (GİGE) verisi Türkiye için 0,783. Bu değer, yüksek karbon salımı ve malzeme ayak izinin insani gelişmeyi aşağı çektiğini gösteriyor. Yani ekonomik büyüme çevresel baskılarla birlikte değerlendirildiğinde, insani gelişmenin sürdürülebilirliği sorgulanıyor.
Sonuç olarak, Türkiye insani gelişme açısından uzun vadeli bir başarı hikâyesi yazıyor. Ancak bu hikâyenin sürdürülebilir olması için eşitsizliklerin azaltılması, kadınların güçlendirilmesi ve çevresel baskıların hafifletilmesi gerekiyor. İGE’nin yükselişi umut verici; fakat eşitsizlik ve çevresel yükler dikkate alınmadığında bu ilerleme kırılgan kalıyor. Türkiye’nin önündeki temel soru şu: kalkınma sadece rakamlarda mı kalacak, yoksa toplumun tüm kesimlerine eşit ve sürdürülebilir biçimde yansıyacak mı?
Raporda Türkiye için yapılan temel tespitler arasında özellikle üç gösterge öne çıkıyor:
Doğumda ömür beklentisi: 1990–2022 arasında Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi 10,8 yıl arttı. Bu artış, sağlık hizmetlerine erişimin genişlemesi ve yaşam koşullarının iyileşmesiyle bağlantılı görülüyor.
Okulda geçen ortalama yıl sayısı: Aynı dönemde ortalama öğrenim süresi 4,4 yıl yükseldi. Bu, yetişkin nüfusun eğitim düzeyinde kayda değer bir ilerlemeye işaret ediyor.
Beklenen eğitim süresi: Çocukların beklenen öğrenim süresi ise 10,8 yıl arttı. Yani bir çocuk için öngörülen eğitim süresi 1990’a kıyasla yaklaşık 11 yıl daha uzun. Bu, okullaşma oranlarının artışı ve eğitim sisteminin genişlemesiyle doğrudan ilişkili.
Bu göstergeler Türkiye’nin insani gelişme açısından uzun vadeli bir başarı hikâyesi yazdığını ortaya koyuyor. 1990’da 0,598 olan İnsani Gelişme Endeksi (İGE) değeri, 2022’de 0,855’e yükselerek “çok yüksek insani gelişme” kategorisine girdi ve ülke 193 ülke arasında 45. sırada yer aldı.
Son olarak Türkiye’de yaşam süresi, eğitim süresi ve öğrenim düzeyi belirgin biçimde artmış durumdadır; fakat toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çevresel baskılar bu kazanımları sınırlamaktadır.