İki aya yaklaşan savaş ortamının gerilimi, ülkelerin ekonomi politikalarını da etkilemeye başladı. Daha önce enflasyon ve faiz politikalarını referans alan gelişmeler, savaşla şekillenen yeni konjonktürde petrol fiyatları, enerji lojistiği ve ticaret yollarının da sisteme dahil olduğu yeni bir durumla şekillenmektedir.

İran – ABD- İsrail savaşı ve bölgesel istikrarsızlıklar, mevcut politikalar ve enflasyonla mücadele programını yürütme konusunda yeni değerlendirmelere ihtiyaç duyurmaktadır. Bu programın parasal sıkılaştırma odağı, bir tür acı reçeteye benzer düzenlemeler içermesi ekonomiyi zorlamaktadır. Hele yeni gelişmeler karşısında oluşan enflasyonist baskının devamı, toplumun bütün kesimlerini etkileyecektir.

Küresel, siyasi ve finansal sistemin dengeleri bozulmuş görünmektedir. Yeni güvensizlik ortamının ekonomik kırılganlıkları tetiklemesi mümkündür. Kimse halinden memnun değil. Bu tür gerilim dönemlerinde yeni bir paylaşım düzeni beklenir. Herkes yeni bir rol ve çıkar beklentisine girer.

Türkiye uyguladığı, enflasyonla mücadele programında, uzatmalara geçmiştir. Enflasyon % 85’ten % 30’un altına indi. Merkez Bankası rezervleri -60 milyar dolar idi. Şu anda 170 milyar dolarları konuşur olduk. Bu rakam da 210 milyar dolardan gerilemişti.

Şimdi programın makro göstergeleri iyi ancak çayın taşı ile bayırın kuşunu vurmaya çalışan reel sektör için zor günler devam ediyor. Yani devlet kendi dengesini sağlamaya çalışırken, ekonomide bozulan dengeleri yerine getirdi, ancak bunun bedelini reel sektör ödemeye devam ediyor. Enflasyon nedeniyle işçi ücretleri tatmin edici değil. Ev sahibi-kiracı sorunu; çalışan-emekli konusu alışkanlık oldu. Her gün benzeri olayları duyar olduk.

Enflasyon parasal değerleri aşındırıyor olsa da beraberinde kültürel değerleri de alıp götürmektedir. Yaşam pratikleri de bundan etkilenmekte, maalesef hızlı bozulmalar, insan davranışlarını da bozmaktadır. O yüzden birinci önceliğin, hâlâ enflasyonun tek haneli seviyelere indirilmesi ve toplumun da yaralarının sarılması olarak görülmesi gereklidir.

KOBİ’ler devletin teşvik, destek ve hibe sistemini izlemeli ve faydalanabilmelidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı önemli imkanlar sunmaktadır. AR-GE ve yeşil dönüşüm konularında TÜBİTAK ve EBRD de önemli imkanlar sunmaktadır. Firmaların “Peşin alıp-vadeli satması” da başka bir handikaptır.

Gelişen savaş şartları ekonomi programının güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu faiz ve parasal sıkılaştırma ortamı firmalardaki baskıyı arttırmaktadır. 60 dolar Petrol fiyatları göz önüne alınarak oluşturulan ekonomik program bugün 100 dolarlık petrol fiyatı ile kadük kalmıştır. Türkiye’nin enerji maliyeti de 80 milyar dolara çıkabilir. Bunun da anlamı enflasyonu düşürme programının işlememesi demektir.

Tarım ve gıda fiyatları büyük ölçüde mazot fiyatlarından etkilenmektedir. Bir yanda işlem ve taşıma maliyetleri, öte yanda tohum, gübre ve yem maliyetleri ile enflasyonun düşmesinin önündeki en büyük engel yine gıda enflasyonundaki artıştır.

Yerli üretim, ithal ikameci modeller, İhale Kanunu’ndaki ek düzenlemelerle yurt içi üretimi destekler nitelikte olmalıdır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yerli üretimi desteklemek amacıyla 260 konuda, 284 stratejik ürüne 30 milyar dolar kaynak oluşturacaktır.

Türkiye ekonomi politikasında, reel sektörün beklediği, sanayinin ihtiyaç duyduğu programa dönmelidir. Bunun yolu açık iletişimden geçmelidir. Mevcut programın artıları eksileri anlatılmalı, yeni programa olan ihtiyaç, riskleri ile birlikte tartışılarak uygulamaya konulmalıdır. Asıl sorun bu ekonomi iletişimini gerçekleştirmekten geçmektedir.