Bazı filmler vardır, nerede geçtiğinin bir önemi yoktur.

Vavien de onlardan biri. Tokat’ın Erbaa ilçesinde çekilmiş olsa da, film bize belirli bir kasabayı
değil, herhangi bir kasabayı anlatır. Hatta biraz daha ileri gidelim: Herhangi bir aileyi.
Celal, karısı Sevilay ve oğulları Mesut’la sıradan bir hayat sürüyor gibi görünür. Bir elektrik
dükkânı, arada pavyon kaçamakları, evde süren sessiz huzursuzluklar… Dışarıdan bakıldığında
tanıdık, hatta güvenli sayılabilecek bir tablo. Ama film daha ilk dakikalardan itibaren bu güven
hissini yavaş yavaş kemirmeye başlar. Çünkü Vavien’in asıl meselesi, görünenden çok gizlenenle ilgilidir.

Ev, genellikle güvenli bir alan olarak sunulur. Oysa bu filmde ev, en az dışarısı kadar karanlık ve
tekinsizdir. Herkesin bir sırrı vardır ve bu sırlar aynı çatı altında sessizce dolaşır. Güven duygusu
çoktan aşınmıştır. Böylece ev, sıcak bir yuva olmaktan çıkar; gizli planların ve bastırılmış arzuların
mekânına dönüşür.

Celal’in hikâyesi, yeni bir hayat kurma arzusuyla şekillenir. Bu arzu, taşrada yaşasa bile merkezdeki
postmodern bireyin sancılarını taşır. Tüketim kültürü, “başka bir hayat” fikri ve kaçma isteği artık
yalnızca büyük şehirlere özgü değildir. Film tam da bu yüzden kasabada geçer: Bu arzular
süslenmeden, filtrelenmeden, tüm çıplaklığıyla görünür olur.

Vavien’in en dikkat çekici taraflarından biri ise kurgusudur. Film boyunca baba Celal ile oğlu Mesut arasında kurulan paralellikler tesadüf değildir. Celal her yanlış yaptığında, Mesut da eş zamanlı olarak bir çıkmaza girer. Baba pavyonda dayak yerken, oğul kendi gizli dünyasında yakalanır ve bir kazayla yüzleşir. Ertesi sabah aynı sofrada, ikisinin de yüzünde morluklar vardır. Bu görüntü, aralarındaki görünmez bağı tek bir diyalog kurmadan anlatır.

Mesut bastırılmış bir ergenlik yaşarken, Celal evliliğinin dışına taşan bir cinsellik arar. Biri okulda,
diğeri işte başarısızdır. Baba-oğul, farklı yaşlarda ama benzer çıkmazların içindedir. Film, bu
benzerliği bağırarak değil, paralel kurgu sayesinde sessizce kurar.

Zaman kullanımı da bu karanlığı besler. Olayların çoğu akşam saatlerinde gerçekleşir. Hava
karardıkça suç daha kolay gizlenir, gerçekler daha rahat bastırılır. Karanlık yalnızca atmosfer değil,
aynı zamanda bir örtüdür.

Filmin sonunda her şey “mutlu” gibi görünür. Aile yeniden bir araya gelir, düzen onarılmıştır. Ama
bu mutluluk tam anlamıyla rahatlatıcı değildir. Çünkü Vavien’in söylediği şey nettir: Bazen mesele
her şeyi düzeltmek değil, sistemi çalışır halde tutmaktır. Tıpkı bir vavien anahtarı gibi — gidip
gelmeye devam etmek.

Vavien, büyük laflar etmez. Ama küçük ayrıntılarla çok şey söyler. Aileyi, evi, başarıyı ve “normal”
hayatı sorgularken, bunu dramatik patlamalarla değil, sessiz paralelliklerle yapar. Belki de bu
yüzden rahatsız edicidir. Çünkü anlattığı şey, bize sandığımızdan daha yakındır.