Bu hayata “kötüsü” sevilen nadir şeylerden biri “kötü espri” ler bence. Zaman zaman çevremi üzmek pahasına da olsa gerçekten çok seviyorum kötü espriler yapmayı. Elbette “gözlerin aydın, kulakların Manisa” seviyesindeki esprilerden söz etmiyorum. Örneğin başlığa “BAŞLIK” yazmak bence ayakta alkışlanması gereken bir nükte : )
Yıllar bir dizi çekimindeydik. Yerde bulduğum bir taşın üzerine keçeli kalemle “EROL” yazıp benden yaşça büyük bir ağbime gösterdim. “Ne bu?” diye sorunca da “Erol Taş” dedim… Sert sert baktı ve “git burdan” dedi.. “git”… Kahkaha ata ata kaçtım elbette. İşin tuhafı, gülseydi bu kadar mutlu olmazdım. Kötü esprinin karşılığı kahkaha olmamalı. Ne tuhaf değil mi? Bir espri yapıyorsun ve gülünmesini istemiyorsun. Sanıyorum kötü espri, durumu, duyguyu ya da o an yaşanan her neyse, onu bir anlığına bozan ve neşelendiren bir etkiye sahip. Yeter ki bayağı olmasın. En azından duyulmamış olsun. “Çay çok sıcakmış, ateşte mi pişirdiniz yahu?” gibi bir şeyi duymak istemem… Hiç borcu olmayan ilçemiz neresidir? Ödemiş… Aman ne komik…
Rahmetle andığım İsmail Ağbimle bir bayram günü sohbet ediyorduk. Oldukça kısa boylu, zayıf, çok çalışkan ve mahir bir baklava ustasıydı. Ben de o zamanlar şimdiki hâlimden çok daha şişmandım. Boyum da uzun sayılır. İsmail Ağbinin yanında dev gibi duruyordum. Bir ara “Aslında 2,5 metre olsam, kilom normal İsmail Ağbi, benim kiloma göre boyum kısa” dedim. “Benim de kiloma göre fazla uzun, 1 metre olsam, kilom normal aslında” demesin mi? Karşılıklı nasıl gülmüştük. Umarım size de komik gelmiştir. Gelmediyse de yalancıktan gülüverin…
Markette, hesabı kapatmadan önce “Başka bir isteğiniz var mı?” diye soran kasiyere “Ortadoğu’da barış istiyorum” demiştim bir gün. Oralı bile olmadan “poşet ister misiniz?” diye sordu. Durduk yere üzüldüm. Ama intikamımı aldım… “Nerelisiniz bilmiyorum ama hiç oralı değilsiniz bakıyorum” dedim ve çıktım. Oh canıma değsin. Oysa “ne içersiniz” sorusuna “ant içerim” diye yanıt verdiğimde gülen garsonlar var bu dünyada. “Nereden geliyorsun” diye soran dostum “Adem’le Havva’dan ama aynaya bakarken şüpheleniyorum” dediğimde nasıl da gülmüştü. Siz de gülün. Ne güzel espriler yapıyorum. Elbette yazının bir edası yok. Yazıyla güldürmek ustalık ister.
Kötü espriler mecrasında biraz dolaşınca, oralardan çıkmak gerçekten zor oluyor. Bağımlı hâle gelmiş gibi, her durumda, her olayda veya kelimede bir komiklik aramaya başlıyorsun.
Yazımı şöyle bir okudum da, naçizane yazıma takılan gözünüzü yormuşum gibi hissettim, bağışlayın. Kalkayım, iki küçük kâğıda “başarı” yazayım, birini bir duvara, ötekini karşı duvara yapıştırayım ve başarıdan başarıya koşayım…
Muhabbetle