Geçen haftaki meseleye devam ediyorum. Neylersin, ikramiye büyük, harca harca bitmiyor. Kolay değil 250 milyon lirayı bir çırpıda harcamak. Elbette bu paraları bir çırpıda harcayanlar vardır ama acemisi için zor. Hayal ederken bile ne yapacağımı şaşırıyorum. Kaldı ki zaten sadece hayal ediyorum.
Bir hayalin uzun süre tesirinde kalmak, o hayalin esiri olmak ve fakına varmadan inanmaya başlamak tehlikeli geliyor bana. Küçükken, Süpermen gibi uçabildiğimi hayal ettiğim zamanlar olurdu. Özel kostümüm, kaslı maslı vücudum ve özel güçlerimle tam bir suç çetesinin ortasına dalıp hepsini etkisiz hâle getirecekken ya annem çöp atmaya, yoğurt almaya yollardı ya da ağbim kafama yer minderi fırlatırdı. Hayalden çıkmasam, çöpe uçarak gider, abimi de çöplerle beraber varile atar, sonra kuzey yarım küreyi şöyle bir turlar, dönüşte Celal Bakkal’dan yoğurt alır eve gelirdim. Şimdi böyle hayaller kuramam. Zira uçamayacak hatta uçmayacak kadar büyüdüm. İnsan yaş aldıkça “tehlikeli güçlerini” kaybediyor. Ne mutlu!
Üstat Cem Yılmaz “mesele uçmakta değil, konabilmekte” demişti bir gösterisinde. Çoğunluğun güldüğü bu cümle beni düşündürmüştü. Öyle ya, uçmakta ne var? Çık bir yüksekliğe, sal kendini… Yeter ki konabileceğin bir yükseklikte ol. İşte, hayal etmenin değilse de, peşinden gidilecek hayalin sınırını bu yükseklik belirliyor bence. Eğer hayatı inciten, yolculuğu gücendiren ve hayal edeni gaddarlaştıran bir hayalse bu, kâbusa dönüşmesi pek mümkün.
Yakın zamanda bir kitap okudum. Kitapta geçen bir hikâyede, gözleri görmediği için kahrolan, hep görebilme hayali kuran bir adam, iyi kalpli bir büyücünün eline verdiği cam küre sayesinde görmeye başlar. Cam küre nereye bakıyorsa adam da onu görecektir. Gelgelelim adam, cam küre sayesinde büyücünün eşini görür ve ona karşı hayâsız arzular beslemeye başlar. Bu arzunun esiri olur ve bir gün cam küreyi gizlice kadının odasına koyar. Habersiz kadın farkında olmadan arsızın emeline hizmet eder. Büyücü bunu bir şekilde öğrenir, yakalar ve cam küreyi âmâ adamın elinden alır. Cezalandırmak için de, cam küreyi, her insanın görmemek için gözlerini kapatmak isteyeceği çok çirkin bir manzaranın önüne koyar ve adamı yollar. Âmâ adam, kapatacak gözleri olmadığından, hayata gözlerini yumuncaya kadar, çaresiz, o çirkin manzarayı görerek yaşayacaktır artık.
Ah, şu yazıyı hayal ettiğim gibi yazabilseydim keşke. Eminim yine de “tam hayal ettiğim gibi olmadı ama…” diyerek yollardım gazeteye. Sonra da içimden “iyi ki hiçbir şey hayal ettiğim gibi olmuyor” derdim. Çünkü gerçekleşen hayaller, akla hayale gelmeyecek tehlikelere gebe ve gerçek hayat, hayal bile edemeyeceğimiz muhteşem yüksekliklerle dolu. Elverir ki neşeyle konabileceğimiz yüksekliklerde uçalım.
Muhabbetle…