Evren ile yaşamın esaslarını anlamak ve kavrayabilmek için kurduğumuz sistemler bütününün temellerinden birini oluşturan enerji kavramı, hem büyük hem de küçük ölçekte anlayış ve varoluşumuzu etkiler nitelikte. İçgüdüsel dengeler, mantık ve özellikle modern bilim anlayışıyla bugün kabul edilmekte olan enerjinin yok edilemeyeceği ve yoktan var edilemeyeceği konsepti birçok konuya yaklaşımımızı derinden etkilemekte.

Teorik açılardan ayrılıp enerjinin daha pratik yönlerine, özellikle insani yönüne bakarsak fiziki, akli ve ruhani performans ile enerji verimliliğinin sağlık vasıtasıyla hayatımızı sardığını görebiliriz. Bu durumu insanın en önemli ve değişmeyen ihtiyaçları filtresinde incelediğimizde ise en bariz konunun beslenme olduğu göze çarpar.

Tüm faaliyetlerimizin yakıtını, tükettiğimiz besinlerden sağlayan bizler için, bütünsel bir perspektifte, beden ve zihnin birbirinin aynası oluşunu bile mümkün kılan, onlara sunabildiğimiz besin ve bu besini sağlayış yordamlarımızdır.

Günümüzde, 21. Yüzyıl’da ve özellikle nüfus artışının yaşandığı, üretim sistemlerinin değiştiği son birkaç yüzyılda insan beslenmesi alanında yaşanan değişimler farklı kefelerde tartılabilir. Göz önünde olan coğrafya ve popülasyonların minimum besin ihtiyacının karşılanmasını sağlayan sistemlerin gelir vasfı başta olmak üzere optimize edilmesi, lojistik gelişmeler ve kimyasal kullanımı gibi temalar her şeyde olduğu gibi artı ve eksileri olan, tartışmaya açık konulardır. Lakin kadim yılların getirdiği sezgiler ve duyular insanın yaşamını sürdürmesini sağlayan konularda, ne kadar köreltilseler de, ağır basar. Eski toplumların et ve süt ağırlıklı, hayvansal gıdalarla beslenen milletlere olan bakış açısı, savaşçı ve cengâver halk veya bir halkın içindeki belirli sınıfların et tüketimi gibi unsurlar hem tarihi kayıtlara hem de ortak bilince işlenmiştir. Orta Asya’da Türk halklarının beslenmesinin savaş konusundaki kapasitelerini yüceltmesi, tarımsal yaşama geçilmesinin ardından Çin ve Mezopotamya gibi bölgelerde kemik ve kas yapısının güçsüzleşmiş olduğuna dair bulgular ve tarım ürünü tüketiminin az olduğu belirlenen insan kalıntılarındaki diş sağlamlığı ve diş sağlığının üstünlüğü gibi bilgiler bu konuya dair öne çıkan örnekler arasındadır. Tabi ki insan sağlığı çok yönlüdür ancak bazı ruhani inançlar ve yorumlarda olduğu gibi, tüketilen enerjinin türü ve kaynağı da bunun nasıl bir transmutasyona olanak tanıdığınca önemlidir.

Yakın zamanda Roma Sapienza Üniversitesi öncülüğünde yapılan bir araştırma, bugün Irak sınırları içinde yer alan, Mezopotamya’nın güneyindeki Abu Tberiah tarihi alanında bulunan insan kalıntılarını incelemek için yenilikçi metotlar kullandı ve ilginç sonuçlara ulaştı. Bu bölgenin sıcak ve kuru iklimi nedeniyle kalıntıların durumunun klasik kolajen tabanlı analizlere uygun olmayışından ötürü süregelen bilinmezlik karşısında diş enamelindeki çinko izotoplarını ve eser miktardaki diğer ilişkili element oranlarını inceleyen teknikler kullanıldı. Elde edilen sonuçlara göre, beklenildiği üzere, tahıl tüketimi izlerine ve ayrıca domuz ağırlıklı et tüketimi izlerine rastlandı. Analiz edilen insan grubundaki erkek ve kadınların aynı beslenme izlerini taşıdığı belirtildi ve en enteresan bulgulardan biri ise deniz kıyısına oldukça yakın yaşamış olan bu halkın beslenmesinde deniz ürünü izlerine neredeyse hiç rastlanmamış oluşu oldu.

Bugünkü tarih anlayışımız için birçok dönüm noktasını sağlayan Mezopotamya’da yaşanmış olan tarım toplumu sistemine geçiş, tahıllar ve bunların etkileri, bahsettiğimiz araştırmanın odağındaki alanda bulunan 4500 yıllık insan izlerinde de kendini gösteriyor ve eski medeniyetleri anlamamız açısından büyük önem taşıyabilecek çalışmaların açıklık getirdiği konular ile yeni doğan sorular arasındaki denge, enerji dengesi misali korunmayı sürdürüyor.