Dünyanın en eski mesleklerinden birisi olan çiftçilik-tarımsal üretim, aynı zamanda bir yaşam biçimi, bir kültür, binlerce on binlerce yıllık deneyimlerin, uygulamaların ve birikimlerin sonucunun çiftçiler-tarımsal üreticiler tarafından kuşaktan kuşağa taşınarak bizlere kadar aktarıldığı kültürel mirasın, bugüne taşınmasında “Olmazsa olmaz”ı su. Su, evrendeki tüm canlılar için vazgeçilmezimiz, mevcut olmazsa yaşayamayacağımız ana meta.
Geçtiğimiz aylarda benim de dinleyicileri arasında bulunduğum, yapılan oturumlar sonucunda çok yararlı bilgi ve döneler elde etmemi sağlayan, “Kuraklık ve iklim Değişikliğinin Tarıma Etkileri” başlığı altında yapılan ve ana teması “Büyük Menderes Havzası’nın- (Antik çağdaki adıyla Meandros)- yüzyıllardır Ege’nin bereketli ovası olarak anıldığının vurgulandığı çalıştayda bir sunum yapan Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Fevzi Çondur, iklimin elverişli oluşu ve toprağın verimliliği ile Büyük Menderes Havzası’nın (Aydın başta olmak üzere öteki bazı Ege illerinin) ülkemizde üretilen ürünler açısından Türkiye tarımının lokomotifi ve stratejik merkezi konumunda olduğunu, yapılan çalışmalardan elde edilen verilere göre bölgenin, ülkemizde üretilen ürünlerden 58’inde üretim açısından ilk 10’da yer alıyor.
İncir, kestane, buğday, hasıl ve yeşil ot üretiminde birinci, arpa ve çilek üretiminde ikinci, sofralık ve yağlık zeytin üretiminin yanı sıra kütlü pamuk, enginar üretiminde üçüncü sırada olduğumuzu gösteren veriler, Büyük Menderes Havzası’nın, sadece Ege ve havalisi için değil, Türk tarım ekonomisi için ne kadar kritik bir merkez olduğunu ortaya koymakta.
Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Fevzi Çondur, havzanın, incir, kestane, buğday, arpa, yeşil ot üretiminde birinci, arpa ve çilek üretiminde ikinci, sofralık ve yağlık zeytin üretiminin yan ısıra kütlü pamuk, mısır-hasıl ve enginar üretiminde üçüncü sırada olduğunu gösteren verilere işaret ederek Büyük Menderes Havzası’nın sadece Ege ve havalisi için değil, Türk tarım ekonomisinin geneli için ne kadar kritik bir merkez olduğunu ortaya koymakta olduğuna vurgu yaptı ve yapılan çalışmaların sonuçlarından elde edilen verilerin bölgenin, ülkemizde üretilen ürünlerden 58’inde ilk 10’da bulunuşu kanıtı olduğunun altını kalın çizgilerle çizdi.
Bütün bu verileri dikkate alarak son tahlilde “Hem bölge, hem de ülke tarımı açısından yukarıda sözünü ettiğim ve üretiminde söz sahibi olduğumuz ürünlerle üretim sürekliliğini sağlayabilmek için, gelecekte çok daha sıcak ve kurak iklim koşullarının ve dolayısıyla daha kurak yılların bizi beklediği gerçeğini göz ardı etmeden, bölgesel iklim risklerine uygun ürün desenlerini planlayarak sulama kooperatifleri vasıtasıyla bu kurumlarda dijital ölçüm ve denetim sistemlerini kurmak, baraj ve göletlerde su hasadı ile depolama kapasitesini artırarak güçlendirmek, erozyon kontrolü ve arazi ıslahı projelerini yaygınlaştırmak, zirai don, sel ve aşırı yağışlara karşı önlem olarak uyarı sistemlerini etkinleştirmek, tarımsal üreticileri risk yönetimi konusunda bilinçlendirmek zorundayız” diyorum.