Bir zamanlar Türkiye’nin tarım ambarı olarak gösterilen, bütün ürün desenlerinin tamamına yakınının yetiştirildiği bir kent olan yaşadığımız İzmir, bugün tarımda ve hayvancılıkta alarm veren bir tabloyla karşı karşıya. Tire’den Ödemiş’e, Bergama’dan Menderes’e kadar üretimin kalbi olan ilçelerde artık başka bir cümle daha sık duyuluyor: “Bu iş artık dönmüyor”.
Geçtiğimiz son 5 yılda tarımsal üretimde maliyetler üçe-beşe katlandı, üretici gelirleri eridi, köylünün borcu büyüdü. Bir yandan mazot, gübre, yem, elektrik ve sulama giderleri çiftçinin belini bükerken bir yandan da üretici, kuraklıkla ve piyasadaki dengesizliklerle mücadele ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın raporlarına bakıyorum. Bu raporlarda, “Planlı üretim”, “Verimlilik” ve “Sürdürülebilirlik” vurgusu öne çıksa da sahadaki üreticinin çok daha farklı şeyler söylediğine tanık oluyorum.
İzmir özelinde tablo daha da dikkat çekici. Üretim maliyetleri bir kısır döngüye girmiş durumda. Özellikle Küçük Menderes Havzası’nda süt üreticisi son yılların en ağır krizlerinden birisini yaşıyor. Yem fiyatlarındaki artış karşısında çiğ süt fiyatlarının son derece düşük kalması, birçok üreticiyi hayvanlarını kesime göndermeye itti. Mevcut ahırını büyütmek için kredi çeken köylünün bir kısmı çektiği krediyi ödeyemediği için bugün icra takibinde, bir kısmı da icra takibi tehdidi altında yaşıyor.
Ülke genelinde çiftçinin bankalara olan borcu 1,5 trilyon TL sınırına dayanmış, icra yoluyla satışa çıkarılan traktör, tarla ve hayvan sayısındaki artış üretimdeki kırılmayı açık biçimde gösteriyor, durumun vahameti büyük. Sadece bu yılın ilk 3 ayında yüzlerce traktör ve binlerce dönüm tarla icra dairelerinde satış listesine girmiş.
Tehlikenin bir başka boyutu ise farklı, asıl tehlikenin sadece ekonomik değil sosyolojik oluşu. Zaman zaman sahada karşılaştığımız ve kendileriyle görüştüğümüz köylü, yani tarımsal üretici artık toprağını çocuklarına bırakmak istemiyor. Tarımsal üretici nüfusunun 58-60 yaş düzeyine geldiği ülkemizde yeni nesil, tarımı bir gelecek değil, borç yükü olarak görmekte ve genç nüfus geleceğini başka kulvarlarda, başka alanlarda aramakta. İzmir’in kırsal mahallelerinde genç nüfus hızla azalıyor. Köylerde yaş ortalaması yükselirken, üretim yapan nüfus giderek yaşlanıyor. Çiftçi-Sen’in raporlarına göz atıyorum, yaşadığımız kent İzmir’de tarımsal üretimin yapıldığı kırsal mahallelerinde genç nüfusun azaldığını görmemek, tarımsal üretimdeki nüfusun giderek yaşlandığını saptamamak mümkün değil. Türkiye genelinde kayıtlı üretici sayısındaki sert düşüşün, kırsalda çözülmenin en net göstergelerinden birisi haline geldiği de ayrı bir gerçeklik.
Bugün Tire’de süt üreticisi zarar ediyor, Bayındır’da çiçek üreticisi maliyet hesabı yapamıyor, Menderes’te mandalina üreticisi ürününü dalında bırakıyor, Bergama’da küçük üretici sulama maliyetleri nedeniyle ekim alanını küçültüyor, kuraklık ve bire bir yaşadığımız küresel iklim krizi de olayın başka bir boyutu. İklim değişikliğinin de İzmir tarımını derinden etkilediği Ege Bölgesi’nde özellikle pamuk, zeytin ve yem bitkilerinde verim kaybı yarattığı, uzmanların artık sadece ekonomik anlamda değil, “Su krizi kaynaklı tarımsal göç” riskinden söz ettikleri, ziraat mühendislerinin ve tarım ekonomistlerinin aynı noktalara değindikleri, bugün tarımsal üreticinin büyük bir kısmımın çok güç koşullarda üretim yaptıkları, çiftçinin bir kısmının tarlasını, traktörünü üretim sezonunu döndürme çabasında olduğu, bazılarının sağılı ineğini kesime gönderdiği, daha da acısı üreticinin bir kısmının artık tarımsal üretim zincirinden çekilmeyi, bir daha ekmemeyi düşündüğü, üretmenin artık cesaret değil, bir risk haline geldiği ortamda uzmanların artık sadece ekonomiden değil, “Su kaynaklı tarımsal göç” olayından söz ederek konunun altını kalın çizgilerle çizdikleri de ayrı bir gerçeklik.
Bugün kent merkezi ve kırsalı anlamında tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan, yazımın başında da değindiğim gibi, ürün deseni açısından ülke genelinde yetişen tarımsal ürünlerin neredeyse tamamını üretme kapasitesine sahip yaşadığımız kent İzmir’de bile, köylü toprağından uzaklaşıyorsa bu demektir ki, mesele ülkenin sadece çiftçisini değil, gıda güvenliğini ilgilendiren bir meselesidir diyorum.