Geçtiğimiz günlerde yazdığım bir köşe yazımda tarımımız için yaşamsal faktörlerden birisi olan sürdürülebilirlik ve onarıcı tarımı konu olarak işlemiş ve konu ile ilgili görüş ve önerilerimi, alınması gereken önlemleri ve yapılması gerekenleri sıralamıştım.
Yaşamakta olduğumuz iklim krizi ve yarattığı olumsuz sonuçları dikkate alarak konunun hassasiyetine binaen mevzubahis konuyu, devamla yeniden irdeleyeceğim.
Çünkü, küresel ölçekte derinleşen gıda krizi, açlık riskinden jeopolitik dengelere, halk sağlığından kaynak yönetimine kadar birçok başlıkta güvenlik tartışmalarını beraberinde yeniden gündeme taşıyor.
Bir başka deyişle küresel ölçekte artmakta olan nüfus, su kaynaklarındaki azalma, iklim değişikliği ve ekonomik eşitsizlikler, gıda güvenliğini sadece bir beslenme meselesi olmaktan çıkararak çok boyutlu bir güvenlik konusu haline getiriyor. Birlemiş Milletler (BM) verileri şu anda mevcuden yüz milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya olduğu gerçeğini bizlere dikte ederken, var olan eğilimlerin devamı halinde 2030 yılında bu sorunun kalıcı hale gelebileceğini ortaya koyuyor.
Küresel gıda krizinin grafikler ve veriler eşliğinde incelendiği Anadolu Ajansı’nın içerikli dosya haberini inceliyorum. Dosya haberde açlık ve gıda arasında kırılmaların ulusal güvenlik ve jeopolitik dengelerle ilişkisi, ülkemizin bu alandaki konumu ve gıda sistemlerinin halk sağlığı üzerindeki mevcut ve olası etkileri uzman görüşleriyle birlikte dikkatlice ele alınıyor, gıda güvenliğinin su ve enerji gibi öteki kritik alanlarla olan ilintisi de bütüncül bir perspertifle ortaya konuluyor.
Yazılarımı takip eden okuyucularım bileceklerdir, Aynı konu ile ilgili yıllar öncesinde yazdığım aynı konu ile ilgili yazılarıma atıfta bulunarak konunun güncelliğine ve çözümün vazgeçilmezliğine vurgu yaparım.
Gene yıllar öncesindeki bir yazımda tarımda sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği gibi konulardan söz ederken 1974 yılında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın Roma’da düzenlenen Dünya Gıda Konferansı’ndaki konuşmasında durum tespiti yaparken sarfettiği “10 yılda hiçbir çocuğun aç uyumayacağı, hiçbir ailenin ertesi günkü ekmeği için kaygı duymayacağı ve hiçbir insanın, geleceği ve yeteneklerinin yetersiz beslenme nedeniyle törpülenip körelmeyeceği”ne dair sözlerinin üzerinden 52 yıl geçmiş.
Buna karşın Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) öncülüğünde yayınlanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2025” raporunda günümüzde dünya genelinde ortalama 673 milyon kişinin hala aç olduğu ve her 4 çocuktan birisinin büyüme geriliği yaşadığının tespit edildiği ifade ediliyor.
Konunun uzmanlarına göre, gıda güvenliği ve ulusal güvenlik birbirine bağlı. Çünkü, gıda arzını veya komşu nüfusun beslenme şeklini kontrol edebilen ülkelerin, jeopolitik olarak avantajlı konuma sahip oluşlarının, diplomasinin parçası haline gelen gıda güvenliği ve ulusal güvenliğin birbiriyle bağlantılı olması halinin kanıtı olduğuna vurgu yapıyor. Bu durum da konunun ne kadar yaşamsal olduğunu gösteriyor bizlere.