33 yaşındaki tekstil firması müdürü Duygu Bölükbaş’ın şüpheli ölümünden sizlere bahsetmiştim: Duygu’nun Bornova’daki ölümünün ardından intihar ettiğini iddia eden erkek arkadaşı E.T. ve halası S.T. hakkında dava açılmış; ancak delil yetersizliği nedeniyle beraatına karar verilmişti.

Duygu’nun annesi Nuriye Bölükbaş ve Avukatı Levent Kahya ile eylül ayında yaptığım görüşmede dosyayı istinafa taşıdıklarını ve umutlu olduklarını aktarmıştı.

Duygu’nun davasında yeni bir gelişme oldu; yaklaşık 8 ay sonra istinaftan karar çıktı. İstinaf, dosyayı yerel mahkemeye göndererek tekrar yargılama istedi. Böylece beraat kararı bozulmuş oldu.

Duygu’nun yaşamını yitirdiği günden beraat kararına kadar 2,5 yıl geçti. İstinafla birlikte 3 seneyi bulan süre, ne yazık ki diğer davalarda da olduğu gibi, aileler için mücadeleyle dolu can yakıcı bir süreç olmaya devam ediyor.

Anne Nuriye Bölükbaş ve Avukat Kahya ile yaptığım görüşmenin detaylarını hatırlatmak istiyorum:

Avukat Kahya, sanık hakkında beraat kararı verildiği için adli kontrol tedbiri dahi uygulanmadığının altını çizerek, “Kaçması halinde bu vebali kim ödeyecek?” diye sormuştu.

Anne Duygu Bölükbaş ise, 16 ay boyunca savcıya ve polise kızının intihar etmediğini anlatmaya çalıştığını vurgulayarak, “Maalesef bizim gibi sıradan ailelerin gücü yetmiyor bazı şeylere” demişti.

Bu cümleler dahi bize adalete olan inancın ne kadar yara aldığını gösteriyor.

Avukat Kahya ise, “Beklemediğimiz bir şekilde beraat kararıyla karşılaştık, istinaftan ümidimiz devam ediyor” şeklinde konuşmuştu.

Sonuç olarak ailenin ve avukatın mücadelesi sonuç verdi.

Dosyada eksikler görüldü ve tekrar yargılama yapılmasına karar verildi. Aslında delil yetersizliği nedeniyle beraat verilmesi ise delillerin yeterli toplanmadığını açığa çıkarmış oldu.

Bu noktada sormamız gereken soru şu: Soruşturma süreci ilk etapta neden etkili bir şekilde yürütülmedi?

Dosyada ilk etapta göz ardı edilen birçok eksik mevcut. Sürecin ilk etapta etkin yürütülmesi; delillerin yok edilmemesi, sürecin şeffaf bir şekilde ilerlemesi ve kamu vicdanı için de çok kritik bir noktada.

Duygu şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Ailesi ise kızlarının yasını tutamadan yıllar süren bir mücadeleye başladı.

İlk başta davanın açılması için 16 ay boyunca mücadele verdi. Sonrasında ise adil bir yargılama umuduyla karar beklendi.

Ancak iş yine istinafın verdiği karar gibi; eksik inceleme yapıldığı yönünde bir sonuca vardı.

Duygu’nun ardından ailesinin mücadelesi, kadın cinayetleri bağlamında, sonraki sürecin de ne kadar sancılı olduğunu gösteren örneklerden biri aslında.

Ortak talep de burada ortaya çıkıyor yine: Adil ve eksiksiz yargılama yapılsın; ailelerin yas süreçleri adalet mücadelesinin arkasında kalmasın.