Deniz Baykal'ın CHP'si, tam bir Baykalvari tutumla Kemal Kılıçdaroğlu'na geçirildi. Darbe sonrası kapatılan CHP, yoluna SHP olarak devam ederken Erdal İnönü'yü hülle ile alt eden Baykal, kendi partisini tam temelden kendisine göre ayarlamayı çok iyi başarmış. Oysa yüzlerce yıldır bildiğimiz bir gerçek var, tarih sadece cesurları yazar.
Geçmişe bakın, Erdal İnönü her zaman zerafeti, zekasıyla hatırlanıyor. Yalnızca bilim insanı olması değil, zor bir dönemde göğüs gerdiği zorluklarla nasıl başa çıktığı, bugün pohpohlanan Terörsüz Türkiye sürecinden daha da cesurca Kürt milletvekillerini partisinden aday göstererek Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir parçası haline getirmesiyle bile anlaşılabilir. Ancak Baykal'a geldiğimizde, ya SHP'de bozgunculuğu, ya CHP döneminde rakibi Ecevit'in hep arkasında kalmasıyla ya da 2002 sonrası basiretsizliğiyle anılıyor. Deniz Baykal'ın kızı Aslı Baykal bile babasının kötü mirasını görmüş olacak ki, AK Parti'yle yakınlık kurmaktan imtina etmedi, sülale boyu bir Baykal alerjisi yaratmayı başardı. Görünen o ki, tarih sadece cesurları yazıyor.
Deniz Baykal'ın kaset skandalı sonrası CHP'ye neler olacağının konululduğu dönemi çok iyi hatırlıyorum. Lisede teneffüs aralarında tek konumuz kimin CHP Genel Başkanı olması gerektiğiydi. Tabii ki Kemal Kılıçdaroğlu'nun ismi bir kez bile geçmezdi. O dönem derin CHP'nin başında Önder Sav ve ekibi vardı, onlara yakın, onların işaret edebileceği, belki aradan sıyrılacak cesur, genç, çalışkan bir genel başkanın tek başına iktidar olmaya yetmese bile Bülent Ecevit ya da bize göre daha eskiden Erdal İnönü gibi bir başarı elde ederek AK Parti'nin tek başına iktidar olamayacağı bir başarıya ulaşabileceğini konuşuyorduk. Kemal Kılıçdaroğlu'nu elbette tanıyorduk, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olsa da dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek'le tartışmaları kafamızı karıştırıyordu. Rakip adayı Kadir Topbaş'a ve İstanbul'a karşı ciddi söylemleri yoktu, belki Deniz Baykal'ın parti içi rakibini yerel seçim kurbanı etmek istemesinin sonucuydu, bilemiyoruz. Günün sonunda Kemal Kılıçdaroğlu'nun neden Ekrem İmamoğlu alerjisi olduğunu 17 yıl önceye gidersek anlayabiliriz. Kendisinin başaramadığını Ekrem İmamoğlu başarmıştı. Zaten 2009 yerel seçimlerinin ardından büyük hezimete uğrayan CHP bir de kaset skandalına yenilince Baykal'ın karşı hizibinin hazırladığı Kılıçdaroğlu tartışmasız genel başkan seçildi. CHP gibi büyük ama en azından parti içi demokrasisi olan, tensiplere değil mücadeleye dayalı bir partide bu tür çekişmelerin olması partiyi diri tutardı. Baykal-Sarıgül, Kılıçdaroğlu-İnce kavgaları bir sonraki seçimlerde daha yüksek oy oranı anlamına geliyordu. Yine de AKP rüzgarı CHP'yi kendi yönünde sürüklemeye hep devam etmişti. Nasıl ki AKP düşük profilli başbakanın önemini anladıktan sonra yerini sağlamlaştırdı, bu süreçte CHP'nin de düşük profilli adayla kontrol edilebilir olduğunu gördü. Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeden gidebilir korkusu Kılıçdaroğlu'nu hep bu seçimlere adaylıktan uzak tuttu. Ancak Kılıçdaroğlu bu adaylar karşısında partiyi kaybetmeyeceğini biliyordu. Partide kalırım, milletvekili olurum, oooo bir dal da yürürüm, değmeyin keyfime dedikçe ana muhalefet çok güzel sen de gelsene partisi olmayı giderek kanıksamıştı. Ancak 2023'te terliğin bile kazanma ihtimali ortaya çıkınca işler değişti. Yaş da kemale erdi, ya tamam ya devam dönemi geldi. Ex MHP'li Mansur Yavaş, dostunu yanında düşmanını dibinde tut Ekrem İmamoğlu yardımcılıklarında Kemal Kılıçdaroğlu, altılı masayı hacı yatmaza çevirerek aday oldu. Sonunda olan umutlara oldu, sonunda olan kendine oldu. AK Parti'ye yenilmeyi saçına toka dışında bir şey takma düsturuyla hiç umursamayan Kılıçdaroğlu, parti genel başkanlığında yenilmeyi kafaya taktı. Karşısındaki cesur, çalışkan ve inanmış bir gencin kendisini yenmesini belli ki kaldıramadı. Peki ne oldu, tarih sadece cesurları yazdı.
24 Mayıs 2026 tarihi CHP'yi artık Baykal'ın CHP'si olmaktan çıkardı. Özgür Özel'in devrim yaptığı parti haline getirdi, seçimle, sandıkla, demokrasiyle kazanamayanların polis müdahalesiyle ele geçirdiği parti haline getirdi, mahkeme kararıyla genel başkan olanların genel merkez binasına gelmeye cesaret edemediği parti haline getirdi. Bundan sonra ne olur bilmiyorum ancak emin olduğum tek bir şey var; tarih sadece cesur olanları yazacak.