Bir insanın eline geçen para mı onu değiştirir, yoksa zaten içinde taşıdığı şeyleri mi açığa çıkarır? Reha Erdem’in Kaç Para Kaç filmi, ev ile iş arasında gidip gelen sıradan bir adamın, bir takside bulduğu 450 bin dolar ile birlikte yavaş yavaş çözülüşünü anlatırken parayı bir nesneden çok bir eşik gibi konumlandırır. Film trajedi türünün temel özellikleri, Nietzsche’nin tragedya düşüncesi ve Freud’un nevrotik anksiyete kavramı üzerinden okunabilecek bir yapı sunsa da asıl gücünü Selim’in iç dünyasında açılan gedikten alır.
Trajedi en yalın haliyle, karakterin kendi iç çelişkileriyle yüzleşip bu yüzleşmeden yenik çıkmasının hikâyesidir. Nietzsche’nin tragedya anlayışı bu yenilgiyi insanın içindeki düzen ve taşkınlık arasındaki gerilimle açıklar; Freud ise bireyin bastırdığı dürtüler ile ahlaki baskıları arasındaki çatışmanın kaygı ürettiğini söyler. Kaç Para Kaç bu iki düşünceyi uzun uzun anlatmaz, fakat Selim’in davranışlarında sezdirir; kuramlar filmde bir bilgi olarak değil, bir his olarak dolaşır.
Selim’in karakteri bu yüzden önemlidir. O, başlangıçta dürüstlüğüyle tanınan, küçük hayatına sığmış bir adamdır. Parkta kızının yanında bulduğu parayı almayan Selim ile taksideki 450 bin doları eve götüren Selim aynı kişi olsa da aynı bütünlüğe sahip değildir. Para onun için bir zenginleşme ihtimalinden çok, içindeki çatlağı büyüten bir araç olur. Parayı sakladığı andan itibaren bedeni ve davranışları değişir; ani öfkeleri, mide bulantıları, panik anları ve sebepsiz sertlikleri görünür hale gelir. Bu değişim dışsal değil, içseldir; para yalnızca tetikleyicidir.
Çırağını nedensiz yere kovması, antikacıda fenalaşması, sokakta kusması ya da sürekli kaçacak bir yer arıyormuş gibi dolaşması, Selim’in zihnindeki baskının bedene taşmasıdır. Para arttıkça özgürlüğü değil, sıkışmışlığı büyür. Evine götürdüğü dolarlar ona yeni bir hayat sunmaz; aksine mevcut hayatının ne kadar dar olduğunu fark ettirir. Eşi Ayla ile olan mesafeli ilişkisi, duygusal ve fiziksel temasın neredeyse yokluğu, Selim’in zaten uzun süredir bastırdığı bir boşluğu gösterir. Komşusu Nihal’in ilgisi ise bu bastırmanın kısa bir an için yüzeye çıkma ihtimalidir fakat Selim bunu da geri iter. İstediği şeyle yapabileceği şey arasındaki mesafe her geçen gün açılır.
Filmin trajik yapısı tam da burada kurulur. Selim’in düşüşü büyük olaylarla değil küçük anlarla gerçekleşir; bir bakış, bir tereddüt, bir gecikme. Para ona güç vermez, aksine kendi zayıflığını sürekli hatırlatır. Sahip olmak ile hak etmek arasındaki görünmez çizgi, Selim’in zihninde büyüdükçe büyür ve sonunda taşınamaz hale gelir. Onu sona götüren şey paranın miktarı değil, parayla birlikte artan iç gürültüdür.
Sonuç olarak Kaç Para Kaç, paranın insan hayatındaki yerini ekonomik değil varoluşsal bir düzlemde sorgular. Selim’in hikâyesi, insanın sahip olduklarıyla değil, taşıyamadıklarıyla yıkıldığını gösterir. Para cebine girer; fakat asıl ağırlık zihne yerleşir ve orada büyür. Film, trajediyi büyük felaketlerde değil, insanın kendi içindeki sessiz çözülüşte bulur.