İddialı konuşup, "Bu Göztepe can yakar" dediğim takım beni yanıltmaya devam ediyor. İlk maçta Samsunspor karşısında son derece silik bir performans sergileyen Sarı-Kırmızılılar, evinde konuk ettiği Gençlerbirliği karşısında da bu kötü gidişatı sürdürdü ve sahadan 1-0’lık mağlubiyetle ayrıldı.
***
İzmir ekibi karşılaşmaya oldukça hızlı başladı. Tam sahada uyguladıkları son derece sert presle rakibin üzerine adeta kabus gibi çöktüler. Hızla topla oynayan her oyuncunun üzerine basarak oyunun hakimiyetini ellerine aldılar; rakibe nefes dahi aldırmayıp uzun süre kalelerine yaklaştırmadılar.
Bu yoğun baskı yalnızca 9 dakika sürdü ve takımın pil seviyesi birdenbire düştü. Benzer bir baskıyı Samsunspor deplasmanında da uygulayıp aynı akıbeti yaşamışlardı. Genellikle ilk haftalar ve sıcak hava gerekçe gösterilir ama geçmiş yıllara baktığımızda bu durum Göztepe için geçerli bir mazeret değildi. Lige fırtına gibi giren, forma erken kavuşan ve sıcağa hiç aldırış etmeden maç sonuna kadar tempo düşürmeyen bir Göztepe izlemeye alışmıştık.
Pres düşünce karşılaşma dengeye geldi ve seyir zevki düşük, can sıkıcı bir mücadeleye dönüştü. İki üç pozisyon dışında kaleyi yoklayabilen taraf çıkmadı.
İkinci yarının hemen başında kazanılan penaltıda Bokele topun başına geçti ancak vuruşu oldukça kötüydü; kaleci İrfan da köşeyi bilip topu çıkardı. İşte maçın kırılma anı burası oldu. Öne geçme fırsatını tepen Göztepe, kaçan penaltının hemen ardından kalesinde gördüğü ilk atakta mağlup duruma düştü.
Golün ardından oyunun rengi tamamen değişti. Gerçi sahadaki kadroda da ciddi bir rotasyon yaşanmıştı. İlk yarının sonunda yaşanan sakatlıkla birlikte, ikinci yarıya üç, toplamda ise dört yeni oyuncu değişikliğiyle girilmişti. Rakip skoru koruma telaşıyla geriye çekilirken, Göz-Göz beraberlik golünü bulmak adına yüklendikçe yüklendi. Sağdan ve soldan ortalarla baskı kurulmaya çalışıldı ancak sol kanat organizasyonları son derece etkisiz kaldı. Buna karşın sağ kanattan, özellikle Arda ve Janderson’un çabalarıyla tehlikeli pozisyonlar üretildi. Ne var ki ceza sahası içindeki bitiricilik yetersizliği tüm bu çabaları sonuçsuz bıraktı.
***
Göztepe top rakipteyken pres yapma arzusundaydı, buraya kadar bir sorun yok. Samsunspor maçının aksine savunmada bu kez devasa boşluklar da vermediler, buna da tamam. Fakat topa sahip olunduğunda sürekli olarak ileriye uzun toplar atıldı. Oyun anlayışı tamamen "Topu kap, ileriye uzun oyna; rakip savunma önde yakalandıysa arkasına sark, değilse forvetler indirsin" düşüncesine dayalıydı. Bu taktiğe ancak son dakikalarda skoru değiştirmek için başvurursunuz. Nitekim bu durum maç boyunca sadece bir kez işe yaradı: O pozisyonda da kaleciyle karşı karşıya kalan Andre Henrique, kaleciyi çalımlayıp çaprazda kaldı ve boş kaleye göndermek istediği topu auta attı. Böyle bir temel oyun sistemi olamaz.
Atılan golden sonra Gençlerbirliği’nin tamamen geri çekilmesiyle, özellikle kanatlardan ileri çıkma ve olumlu paslaşmalar yapma imkanı doğdu. Skor dengede gitseydi Göztepe bu alanları da bulamayacaktı. Takım hava toplarında etkisiz kalırken, son vuruşlardaki beceriksizlik adeta taraftara saç baş yoldurttu.
Sadece son vuruşlar değil, sahada saç baş yolduran başka detaylar da vardı. Taha’nın kalecisine rahatça pas verebilecekken topu taca atması, ileri gönderilmek istenen pasların yakın mesafedeki takım arkadaşlarına çarpması ve Miroshi’nin kendisine atılan pasta şut çekmek isterken topu tamamen ıskalaması bu karmaşanın örnekleriydi.
Takımın sahadaki en iyisi kesinlikle Arda Okan Kurtulan’dı. Ciddi bir mesafe katetti, top kaptı, hücuma büyük destek verdi ve penaltıyı kazandıran isim oldu.
Takımın tek teknik ayağı olan Efkan Bekiroğlu ise üzerinden gelip geçen uzun topları izlemekle yetindi. Oyun sürekli havadan ve uzun paslarla kurulunca top ayağına gelmedi ve kalitesini sergileme fırsatı bulamadı; sahada varlığıyla yokluğu birdi.
İleri ikilide görev yapan Andre Henrique ve Sinclair Armstrong, uzun atılan topları indirip atağa dönüştürmekte yetersiz kaldılar ve rakip stoperlerin arasında kayboldular.
İkinci yarının başında oyuna giren Rhaldney, tekniğiyle hemen fark yarattı. İleriye rastgele doldur-boşalt anlayışını bitirerek, topu savunmadan alıp ayağa paslarla takımı hücuma taşıdı.
Yine ikinci yarıda sahaya sürülen Janderson, sağ kanatta hareketlilik getirdi. Top hakimiyeti ve çalımlarıyla tehlikeli atakların mimarı oldu.
İlk yarının sonunda mecburi bir değişiklikle oyuna dahil olan 19 yaşındaki Ege Yıldırım ise hiç sırıtmadı. Stoperlerin arasında oynamak tecrübe ister ve zordur ancak genç oyuncu son derece başarılı bir sınav verdi.
Alex Matos orta sahada çok koşturdu, top kapmak için büyük bir direnç ortaya koydu. Fakat zaman zaman yaptığı dengesiz müdahaleler yüzünden sarı kart gördü; bu kontrolsüz hamlelerine dikkat etmezse sezon içinde çok canı yanar ve takımını yalnız bırakır.

***

Gençlerbirliği geçen hafta Fenerbahçe’yi mağlup etmeyi başarmıştı lakin bu karşılaşmada sergiledikleri futbol, o galibiyeti nasıl aldıklarını izleyenlere sorgulattı. Maçın başında yedikleri pres karşısında oldukça bocaladılar, sürekli ileriye gelişigüzel vurmak zorunda kaldılar ve sıklıkla kalecilerine geri pas attılar. Pres şiddeti azaldığında ileri çıkabildiler fakat oradaki performansları da vasatı geçmedi.
Mücadelenin yıldızı kesinlikle İrfan Can Eğribayat’tı. En kritik anda köşeyi doğru tahmin edip penaltıyı çıkardı. Ardından akın akın gelen Göztepe ataklarında yaptığı başarılı kurtarışlarla 3 puanın mimarı oldu.
İrfan için maçın bir diğer boyutu da tribün baskısıydı. Topu her aldığında yoğun şekilde ıslıklandı; malum, Göztepe’den sorunlu bir süreçle ayrılmıştı. Bu tepkilere zaman zaman tribünlere karşılık verdi. Özellikle penaltıyı çıkardığında ve hemen ardından takımı öne geçtiğinde bu gerilim tırmandı. Kalesine gelen rahat topları bile uçarak tutup şova kaçması, tribünlere verdiği diğer bir cevaptı.

***

Özetle, her iki takım da sahada vasat bir görüntü çizdi. Sezonun ilk haftaları olması sebebiyle bu oyun şimdilik tolere edilebilir ancak iki ekibin de ligin ilerleyen haftalarında bundan çok daha iyisini sahaya yansıtması şart.