Türk sporunda değişmeyen tek bir şampiyon var: Komplo teorileri.
Sezon biter, kupa sahibini bulur ve aynı cümleler yeniden dolaşıma girer:
"Şampiyonu hakemler yaptı."
"TFF istediği takımı zirveye taşıdı."
"Lig masa başında şekillendi."

***

İlginç olan ise bu iddiaların adresinin sürekli değişmesi...
Galatasaray şampiyon olduğunda rakipleri, federasyonun ve hakemlerin Sarı-Kırmızılı takımı desteklediğini savunuyor. Geçmişte Fenerbahçe veya Beşiktaş ipi göğüslediğinde ise bu kez aynı suçlamalar başka kesimlerden yükseliyordu. Zirvedeki arma değiştikçe hedef değişiyor, söylemler ise hiç değişmiyor.
Aslında değişen yalnızca forma renkleri oluyor.
***
Bu durum sadece Türkiye'ye özgü de değil.
Formula 1'e bakın...
Mercedes yıllarca zirvede kaldığında FIA'nın kuralları Alman ekibine göre hazırladığı iddia edildi. Red Bull ve Max Verstappen dönemi başlayınca bu kez aynı eleştiriler farklı bir adrese yöneldi. Başarılı olan takım değişti, "kayırılan takım" söylemi ise değişmedi.
Futbolda da, basketbolda da, teniste de tablo farklı değil.
Real Madrid kazandığında UEFA suçlanıyor. Barcelona kazandığında hakemler konuşuluyor. NBA'de bazı taraftarlar ligin yıldız oyuncuları koruduğunu düşünüyor. Başarılı olan kimse, komplo teorilerinin merkezine o yerleştiriliyor.
Çünkü fanatizm, olaylara tarafsız bakmayı giderek zorlaştırıyor.
İnsan beyni de buna oldukça yatkın. Kendi inancını destekleyen olayları daha kolay hatırlıyor, tersini gösteren örnekleri ise görmezden geliyor. Psikolojide buna "doğrulama yanlılığı" deniyor. Taraftar gözüyle bakıldığında hakemin kendi takımının aleyhine verdiği her karar hafızaya kazınırken, lehine verilen kararlar çoğu zaman kısa sürede unutuluyor.
İşin ilginç yanı ise şu...
Aynı taraftar, kendi takımı şampiyon olduğunda hakemleri ve federasyonu konuşmayı büyük ölçüde bırakıyor. Adalet talebi çoğu zaman sonuçtan bağımsız değil, sonuca bağlı hâle geliyor.
***
Elbette hakemler hata yapar. Elbette federasyonlar eleştirilebilir. Hatta spor yönetimlerindeki şeffaflık ve liyakat sorunları, taraftarlardaki güvensizlik duygusunu ve komplo teorilerini besleyebilir. Tartışmalı kararlar dün vardı, bugün de var; yarın da olacaktır.
Ancak her sezon şampiyon değiştikçe "desteklenen takım" da değişiyorsa, belki de sorgulamamız gereken ilk şey kendi bakış açımızdır.
Çünkü aynı sistem, aynı hakemler ve aynı federasyon; sadece kazanan takım değiştiğinde bir anda başka bir kulübü kayırıyor gibi görünüyorsa, bunun nedeni yalnızca sistemin eksiklikleri değil, taraftar gözlüğü de olabilir.
***
Sporun güzelliği rekabettir.
Rekabetin gerçek güzelliği ise rakibin başarısını gerektiğinde kabul edebilmektir. Gerçek spor kültürü, sadece kendi takımın kazandığında sevinmek değil; rakibin hak ederek kazandığını da teslim edebilmektir.
Belki de en büyük haksızlık sahada değil, tribünde başlıyor.
Çünkü sporun en büyük rakibi, rakip takım değil; fanatizmin gerçeğin önüne geçtiği zihniyettir.