2017 yılında Altınordu hakkında bir köşe yazısı yazmıştım.

Başlığı "Hedef, Gençler" idi.

O gün herkes Altınordu'nun örnek gösterilen altyapısını konuşuyordu. Ben ise farklı bir noktaya dikkat çekmeye çalışmıştım.

Şunu yazmıştım:

"Altınordu'nun ayakta kalabilmesinin sadece Türk oyuncu yetiştirip satmakla mümkün olacağını sanmıyorum. Dünyaya açılması, eski Ajax modelini uygulaması, özellikle Afrika gibi büyük yetenek havuzlarından genç futbolcuları da sistemine katması gerekir."

Aradan dokuz yıl geçti.

Bugün Altınordu, profesyonel liglerde yer almayacağını açıkladı.

İnanın, keşke o gün yanılmış olsaydım.

***

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor.

Seyit Mehmet Özkan, Türk futbolunda altyapı denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olmayı sonuna kadar hak etti.

Önce Bucaspor'da...

Sonra Altınordu'da...

Yıllarca altyapıya yatırım yaptı.

Milli takımlara sayısız oyuncu kazandırdı.

Avrupa'ya futbolcu gönderdi.

A Takımını da Süper Lig'in kapısına kadar taşıdı.

Altay maçını kazanabilse, bugün belki bambaşka bir hikâyeyi konuşuyor olacaktık.

Bütün bunlar büyük başarıdır.

Kimsenin inkâr edemeyeceği kadar büyük...

Ancak futbol sadece oyuncu yetiştirmekten ibaret değil.

***

Altınordu'nun en büyük problemi, gelir modelinin tek bir ayağa dayanmasıydı.

Oyuncu yetiştir...

Oyuncu sat...

Yeni oyuncu yetiştir...

Tekrar sat...

Bu döngü birkaç yıl işleyebilir.

Ama sonsuza kadar işlemez.

Çünkü futbol ekonomisi artık çok farklı.

Maliyetler sürekli artıyor.

Sponsor bulmak her geçen gün zorlaşıyor.

Transfer gelirleri ise her sezon garanti değil.

Bir sezon istediğiniz oyuncuyu çıkaramazsanız bütün denge bozuluyor.

***

Bir başka gerçek ise tribünlerdi.

Altınordu'nun Mustafa Denizli Stadı'nı kullanma hakkı olmasına rağmen maçlarını kendi tesislerinde oynaması önemli bir dezavantaja dönüştü.

Tesisler şehir merkezine uzak kaldı.

Sonuç...

Tribünlerde bazen elli kişi bile olmuyordu.

Bu kadar doğru işler yapan bir kulübün bu kadar yalnız kalması gerçekten düşündürücüydü.

Çünkü futbol sadece sahada oynanmıyor.

Şehirle bağ kurmanız gerekiyor.

Taraftarın kendisini o hikâyenin içinde hissetmesi gerekiyor.

Altınordu bunu başaramadı.

***

Sosyal medyada yapılan yorumlara baktığınızda da benzer düşünceler öne çıkıyor.

Bir kesim, "Bu ülke altyapıya değer vermedi" diyerek Altınordu’ya sahip çıkıyor.

Başka bir kesim ise "Sadece öz kaynak modeliyle profesyonel futbol sürdürülemezdi" görüşünü savunuyor.

"Asıl sorun ekonomik modeldi."

"Taraftarsız kulüp yaşayamaz."

"Futbol romantizmi, ekonomik gerçeklere yenildi"

Aslında iki tarafın da haklı olduğu noktalar var.

Altınordu, Türkiye'nin en iyi oyuncu fabrikalarından biriydi.

Ama iyi bir futbol akademisi olmakla, güçlü bir profesyonel futbol kulübü olmak aynı şey değil.

***

Ben hâlâ altyapıya yatırım yapılması gerektiğine inanıyorum.

Hatta Türk futbolunun kurtuluşunun önemli bölümünün altyapıdan geçtiğini düşünüyorum.

Ancak bunun tek başına yeterli olmadığını da yıllar önce yazmıştım.

Bugün yaşananlar, maalesef bunun en somut örneği oldu.

Futbol artık sadece idealizmle yürümüyor.

Güçlü bir ekonomik model...

Doğru sponsorluklar...

Uluslararası oyuncu ağı...

Doluluk oranı yüksek tribünler...

Şehirle bütünleşmiş bir kulüp kültürü...

Bunların hepsi gerekiyor.

Altınordu, Türk futboluna çok önemli oyuncular kazandırdı.

Çok önemli bir vizyon bıraktı.

Belki de en önemlisi, hepimize çok değerli bir ders verdi.

İyi fikirler tek başına yetmiyor.

O fikirleri yaşatacak güçlü bir ekonomik yapı kurulmadığında, en doğru projeler bile bir gün duvara çarpabiliyor.

Ve insanın aklından sadece tek bir cümle geçiyor:

**Keşke yanılmış olsaydım...**