Bu yazımızda iyiliği emretmek ve kötülükten menetmenin öneminden söz edeceğim. Kur’an, Peygamber Efendimizi şöyle anlatıyor: “Ey Peygamber! Biz seni hem bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil olarak gönderdik.” Peygamberlerin sonuncusu bizim Peygamberimiz Muhammed Mustafa’dır (sav). O, Allah’ın emir ve yasaklarını en güzel şekilde ve hiçbir eksiklik yapmadan duyurmuş ve bu kutsal görevi yapmanın huzuru içerisinde bu fani hayata veda ederek ahirete göç etmiştir.
Peygamberimiz meşhur Veda Hutbesi’nin sonunda orada hazır bulunanlara şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Benim hakkımda ne dersiniz?” Ashap hep bir ağızdan: “Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ ettin, peygamberlik görevini ifa ettin, bize tavsiyelerde bulundun ve nasihat ettin, bize doğru yolu, hakikati, gerçekleri gösterdin.” diye şahitlik ederiz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz mübarek şehadet parmağını göğe doğru kaldırarak, sonra da ashabının üzerine çevirip indirerek üç kere: “Şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab.” dedi.
Peygamber Efendimizin vefatından itibaren insanlar başka ülkelerden Medine’ye giderek kabr-i şerifini ziyaret ederek aynı şekilde: “Selâm sana ey Allah’ın Peygamberi.” diye selâm verdikten sonra: “Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur. Sen de O’nun kulu ve Peygamberisin. Şahitlik ederim ki Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ ettin, emaneti yerine getirdin. Ümmete nasihat ettin ve Allah yolunda savaştın. Kıyamete kadar Allah sana salât etsin.” derler ve ilk Müslümanların hayatında ona verdikleri cevabı kabri başında tekrar ederler.
Bizler de O’nun sünnetine, yani O’nun yoluna uyarak bu kutsal görevlerimizi yerine getirmekle mükellefiz. O’ndan sonra peygamber gelmeyeceğine göre bu insanları uyarma görevini kim yapacaktır? Bu, ihmal edilmesi mümkün olmayan önemli bir görevdir. Bu görev, Peygamberimizden sonra bütün Müslümanlara, yani bizlere önemli bir görev olarak verilmiştir. Kur’an’da, “Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a iman edersiniz.” buyurulmuş ve bu kutsal görevle bütün müminlerin görevli olduğu bildirilmiştir. Kur’an’da müminlerin özellikleri şöyle anlatılıyor: Allah’a inanmak, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak. Bu özellikleri sebebiyle de en hayırlı ümmet oldukları ifade edilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle: “Muhakkak ki müminler birbirinin kardeşidirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” Tabii ki kardeş, kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu, Hak yolu gösterecektir. Kur’an’da şöyle buyruluyor: “Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin kardeşleri ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle, mağfiretiyle yargılayacaktır. Çünkü Allah azizdir, hâkimdir.”
Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”
“Münker”; dinin, devletin, aklın ve sağduyunun kötü gördüğü, Allah’ın yasakladığı ve haram kıldığı şeylerdir.
“Onu kötülüğü eliyle değiştirsin.” Buradaki “el” ifadesi, devletin kanunlarla suçları engellemesi, güç ve yetkiyi temsil eder. Bir kötülüğün el ile değiştirilebilmesi, müdahalenin daha büyük bir zarar doğurmaması için kişinin buna yetkili olması gerekir. Bu ise devletin işidir. Örneğin; anne-babanın çocuğunu eğitmesi, bir yöneticinin sorumluluğu altındaki yanlışları düzeltmesi buna örnek gösterilebilir. Bir kötülüğün el ile kaldırılabilmesi için kanun gerekmektedir.
“Bu kötülüğü kaldırmaya gücü yetmezse diliyle değiştirsin.” Dil ile değiştirmek ise; nasihat ederek, doğruyu, hakikati ve gerçekleri anlatarak, uygun bir üslupla uyarıda bulunarak yanlışları düzeltmeye çalışmaktır.
Eliyle ve diliyle bir kötülüğü ortadan kaldırmaya da gücü yetmezse, en azından bu kötülüklere, şerre karşı kalbiyle buğz etsin. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
DEVAMI HAFTAYA