Süper Lig yeniden başladı. Daha ilk haftadan sürpriz sonuçlar gördük. Son şampiyon Galatasaray, lige yeni yükselen Çorum FK ile 2-2 berabere kaldı. Fenerbahçe, Gençlerbirliği deplasmanında 2-1 kaybetti. Trabzonspor Kasımpaşa ile, Gaziantep FK da Alanyaspor ile puanları paylaştı. Rizespor ise Konya’dan galibiyetle döndü.
Ama benim ilk haftada sonuçlardan daha fazla dikkatimi çeken başka bir şey oldu.
Futbol biraz daha fazla oynandı.
Yıllardır Süper Lig maçlarını izleyen hemen herkes aynı görüntülere alışmış durumda. Öne geçen takımın kalecisi topu biraz daha geç oyuna sokar. Taç atacak futbolcu önce topu bırakır, sonra başka biri gelir. Oyuncu değişikliği olduğunda çıkan futbolcu mümkün olduğunca ağır hareket eder. Son dakikalarda yaşanan her temasın ardından yerde kalma süresi biraz daha uzar.
Bunların tamamı yıllardır futbolun bir parçasıymış gibi kabul edildi.
Hatta adına zaman zaman “tecrübe” denildi.
Bana göre bunun adı hiçbir zaman tecrübe değildi.
Bunun adı zaman geçirmekti.
Yeni sezonda uygulanan kurallar bu alışkanlığı değiştirmeye çalışıyor. Oyuncu değişikliklerinde futbolcunun sahayı terk etmesi için belirli bir süre bulunuyor. Oyunu durduran bir sakatlığın ardından futbolcu, bazı istisnalar dışında, bir dakika saha dışında bekliyor. Taç ve kale vuruşlarının gereksiz şekilde geciktirilmesine karşı da hakemin artık daha güçlü yaptırımları var.
Daha ilk maçta bunun örneğini gördük.
Galatasaray-Çorum FK karşılaşmasında sakatlanan Berat Özdemir tedavisinin ardından kenara geldi ve bir dakika boyunca oyuna dönemedi.
Küçük bir ayrıntı gibi görülebilir.
Ama aslında önemli.
Çünkü futbolcu gerçekten sakatlandıysa zaten tedavisini olacak. Buna kimsenin itirazı yok. Ama birkaç saniye kazanmak amacıyla oyunu durdurmak isteyen futbolcu artık bunun takımına zarar verebileceğini de düşünmek zorunda.
Bence asıl değişim burada başlayacak.
Kuralların futbolcuları cezalandırmasından çok, bazı alışkanlıkları değiştirmesi gerekiyor.
İlk haftanın henüz tamamlanmayan bölümünde ortaya çıkan rakamlar da umut verici. Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçında top yaklaşık 62 dakika oyunda kaldı.
Konyaspor-Rizespor maçında bu süre 60 dakikanın üzerine çıktı. Galatasaray-Çorum FK karşılaşmasında da 57 dakikanın üzerinde gerçek oyun izledik.
Türk futbolunda uzun zamandır tartıştığımız konulardan biri tam olarak buydu.
Bir maç 90 dakika sürüyor ama bunun ne kadarında gerçekten futbol oynanıyor?
Taraftar stada oyuncunun taç atmasını beklemek için gitmiyor. Televizyon karşısındaki insan kalecinin topu eline alıp saniyeleri tüketmesini izlemek istemiyor. Kimse değiştirilen bir futbolcunun sahanın diğer ucuna doğru ağır ağır yürümesinden keyif almıyor.
İnsanlar futbol izlemek istiyor.
Bu kadar basit.
Galatasaray ile Çorum FK arasındaki maç bunun güzel örneklerinden biri oldu. Çorum FK kısa süre içinde iki gol bulup son şampiyon karşısında öne geçti. Galatasaray son dakikalarda beraberliği yakaladı. Gençlerbirliği, Fenerbahçe karşısında geriye düşmesine rağmen maçı çevirdi. Diğer karşılaşmalarda da son bölümlere kadar sonuç belli olmadı. İlk haftada daha şimdiden bize anlatacak hikâyeler çıktı.
Futbol zaten bunun için güzel.
Sonucun ne olacağını bilmiyorsunuz.
Ama bunun için önce oyunun oynanması gerekiyor.
Yıllardır futbolumuzda zaman geçirmeyi neredeyse oyunun doğal bir parçası haline getirdik. Özellikle küçük takımlar büyük takımlara karşı öne geçtiğinde bunu normal karşıladık. Büyük takım deplasmanda skor avantajını yakaladığında da aynı şeyi yaptı. Hakem birkaç dakika uzatma verdi, herkes tartıştı ve ertesi hafta aynı görüntüleri yeniden izledik.
Şimdi bu düzen biraz değişebilir.
Elbette birkaç maç üzerinden kesin hüküm vermek doğru değil. Futbolcular da teknik ekipler de yeni uygulamalara alışacak. Hakemlerin de bütün sezon boyunca aynı kuralları aynı şekilde uygulaması gerekecek.
Bence asıl önemli nokta da burada.
Eğer bir kural sezonun ilk haftasında uygulanıp birkaç ay sonra unutulursa hiçbir anlamı kalmaz.
İlk hafta sakatlanan futbolcu bir dakika dışarıda tutuluyorsa, 30. haftada da tutulmalı. Oyuncu değişikliğinde zaman geçirilmesine bugün izin verilmiyorsa şampiyonluk yarışının en kritik maçında da izin verilmemeli. Taç veya kale vuruşunda gereksiz gecikme cezalandırılıyorsa takımın formasına bakılmamalı.
Kurallar ancak herkese aynı şekilde uygulandığında değer kazanır.
Yeni uygulamalara bu yüzden olumlu bakıyorum.
Futbolu değiştirmiyorlar.
Tam tersine futbolun içinden yıllardır gereksiz yere büyüttüğümüz bazı şeyleri çıkarmaya çalışıyorlar.
Kimsenin futbolcudan koşarak taç atmasını istediği yok. Kimse gerçekten sakatlanan oyuncuya ceza verilmesini istemiyor. Kimse oyunun nefes almadan devam etmesini de beklemiyor.
İstenen tek şey ölçü.
Oyunu oynayalım.
Rakibimizi futbol oynayarak yenelim.
Dakikaları eriterek değil.
Süper Lig’in ilk haftasında bunun küçük işaretlerini gördük. Beş maç sonunda topun oyunda kalma sürelerinin yükselmesi belki şu anda çok büyük bir gelişme gibi görünmeyebilir. Ama bu uygulamalar aynı kararlılıkla devam ederse birkaç ay sonra fark daha belirgin hale gelecektir.
Belki futbolcular da alışacak.
Belki kaleciler topu ellerine aldığında artık önce saate bakmayacak.
Belki değiştirilen oyuncu sahanın diğer tarafına doğru ağır ağır yürümeye çalışmayacak.
Belki yerde kalmak gerçekten sadece sakatlanan futbolcunun yaptığı bir şey olacak.
Bunların olması bile futbolumuz adına önemli bir değişim.
Çünkü Süper Lig’in daha çok transfere, daha pahalı oyunculara ve daha büyük bütçelere ihtiyacı olduğu kadar daha fazla gerçek futbola da ihtiyacı var.
İlk hafta bana biraz bunu hissettirdi.
Daha az bekledik.
Biraz daha fazla futbol izledik.
Sezon boyunca aynı şekilde devam ederse kazanan yalnızca takımlar olmayacak.
En çok futbolsever kazanacak.
Ve belki sezon sonunda dönüp gerçekten şunu söyleyebileceğiz:
Futbol yeniden futbol oluyor.