En sevdiğiniz süper kahraman hangisi? Peki ya anti kahramanınız?

Daha derine inelim; anti kahramanları neden severiz?

İlk soruya herkes kolayca cevap verir. Spider-Man, Superman, Wonder Woman, Captain America… Net, temiz, iyi olan taraf. Ama ikinci soruya gelince bir an duraksıyorsunuz. Çünkü sevdiğiniz anti kahramanı itiraf etmek, bir şeyi kabul etmek gibi geliyor. Joker’i anlıyorum demek. Loki’nin tarafını tutmak. Darth Vader’ın neden o yolu seçtiğini hissedebilmek.

Psikolog Carl Jung buna “gölge arketip” diyor. Her insanın bilin dışında bastırılmış bir karanlık taraf var; öfke, kıskançlık, isyan, kırgınlık. Toplum bu tarafları bastırmamızı söylüyor. Biz de bastırıyoruz. Ama o gölge yok olmuyor. Bir yerde bekliyor. Ve perdede bir anti kahraman o gölgeyi dışa vurduğunda, içimizde tanıdık bir şey kıpırdıyor. Onu yargılamak zorlaşıyor. Çünkü bir parçamızla onu tanıyoruz.

Loki bunun en güzel örneği. Asgard’ın ikinci oğlu, hep gölgede kalmış, hep yeterince görülmemiş. Kötü olmayı seçiyor. Ama o seçime götüren yolu izlediğinizde yargılamak zorlaşıyor. Dönüşümünü adım adım izliyorsunuz, onu anlıyorsunuz ve hikayesi tamamlandığında kendinizi mutlu hissediyorsunuz. Bir anti kahraman için bu çok büyük bir şey. Joker da aynı yerde duruyor. Arthur Fleck’in düşüşünü izlerken “bu adam neden böyle oldu” sorusunun cevabını görüyorsunuz ve o cevap biraz rahatsız edici geliyor. Çünkü çok bizden bir parça taşıyor.

Darth Vader, Thanos, Loki.. Hepsinin ortak bir yanı var. Sıfırdan kötü değiller. Bir noktada bir şey kırılıyor, bir seçim yapılıyor, bir yol alınıyor. Biz o kırılma noktasını gördüğümüzde onlarla sempati kuruyoruz. Çünkü hepimizin içinde o kırılma noktaları var. Biz sadece farklı seçimler yapıyoruz.

Belki de anti kahramanları bu yüzden seviyoruz. Çünkü aslında salt bir iyilik veya kötülük yok. Biz sadece kötü olmamayı seçiyoruz. Anti kahramanlar bize bunu hatırlatıyor. Ve o hatırlatma bazen ana karakterden çok daha güçlü bir his bırakıyor içimizde.